Kavramsal çerçeve üzerine
[ DERSİM 38 ]
Geschrieben von Seyfi Cengiz am 09. Mai 2008 01:09:09:
Ortak kavramlarla konuşulmazsa, birbirimizi anlamak olanaksız hale gelir.
Yaklaşımda bazı prensiplere uymadan müşterek kavramlarda buluşulmaz.
Bu prensiplerden biri ikameciliği bırakmak, olguyu adıyla çağırmaktır.
Örneğin; Kırmanc’a “Zaza” veya “Alevi Zaza”, Dersimli Kurmanc’a “Alevi Kürt”, Kırmancki’ye “Zazaki”, Dersim’e “Zazaistan”, Dersim Sorunu’na “Zaza Sorunu” demekten vazgeçmelidir.
Çünkü bütün bu denklemler yorumlar içerir.
Yansız değil, yanlıdır.Yapılması gereken, öncelikle bir halkın kendini tanımını esas almaktır.
Prensip bu olmalıdır.
Bir halk kendini nasıl adlandırıyorsa öyle çağrılmalıdır.
Kabullenmediği bir kimlik yakıştırılmamalıdır.
Konu Dersim olduğunda:
Tarihi Dersim’in işgale en uzun direnen, çevre kesimlere kıyasla asimilasyondan nispeten daha az etkilenmiş bulunan parçası İç Dersim’dir.
Geleneklerimizin en az revizyonla ayakta kaldığı mekan burasıdır.
O halde, bir yargı oluştururken, “ama falan yerde, köyde veya kazada feşmekan adam veya adamlar böyle diyor” türünden argümanları öne çıkarmak yerine, hareket noktamız İç Dersim halkının üzerinde birleştiği tarifler olmalıdır.
Sözgelimi İç Dersim’in Kırmancki konuşan nüfusu kendisine Kırmanc diyorsa, biz de Kırmanc demeliyiz. Konuştuğu dile bakarak Zaza demek, kabullenmediği, mesafeli durduğu, inanç, kültür ve tarih penceresinden kendisine yabancı bulduğu bir adı/kimliği dayatmak demektir ki, bundan özenle kaçınmak gerekir.Kırmanclar'a Zaza diyenler, bu ikameciliği onların konuştuğu dilin Zazaca ile akrabalığına, buradan hareketle de aralarında bir köken/soy birliği olması gerektiği kabulüne dayandırır.
Ama kendilerini bir ve aynı halk gibi görmediklerine göre, Dersimliler ile Zazalar’ın durumunda bunların yetmediği orta yerdedir. Aralarında muazzam bir tarih, kültür, inanç ve bilinç farklılığı mevcuttur.“Dil ortaksa köken de ortaktır” görüşü bir önermedir. Geçerliği mutlak değil, nisbidir. Teori ile gerçek arasındaki mesafeyi unutup onu bir politik argümana dönüştürmek yanlıştır. Çünkü Kırmancki konuşanların bir bölümünün bu dili sonradan üstlendiğinin örneklerini iyi biliyoruz. Özcesi, konuşulan dil, her vakit etnik kökene ışık tutmaz. Tarih, dil ve din değişen aşiretlerle doludur.
Dersimli kendisine Alevi der, ama milliyet/köken referansı kullanmaz. Mensubu olduğu toplumu böyle bir ayrıma/tasnife tabi tutmaz. Bunu yapanlar zihinleri Batı’ya kilitli birkaç araştırmacıdır veya etraf halkların milliyetçileridir. İlle bir tasnif gerektiğinde "Alevi Zazalar" demek yerine Kırmancki konuşan Aleviler denebilir. Benzer şekilde "Kürt Aleviler" veya "Alevi Kürtler" demek yerine Kırdaski konuşan Aleviler ifadesi tercih edilmelidir.
Bunlar gerçeğe daha yakın duran tariflerdir.
Doğu ve Batı çok farklı dünyalardır.
Batı’dan öğrendiğimiz ulus, uluslaşma süreci, ulusal hareket, ulus olmanın kriterleri ve bunlar içinde dilin yeri hakkındaki kitabi bilgilerimizle kendi toplumlarımızı anlamaya ve açıklamaya kalkarsak çuvallarız.
Doğu’da önde gelen toplumsal birim ulus değil, “cemaat” olmuştur. Bu tür kollektiflerin şekillenmesinde sözde aydınlarımızın dile ve kökene atfettikleri önem abartılıdır. Bu örneklerde genelde belirleyici olan kültür, daha özelde dinsel kültürdür.Dersim Sorunu yerine Zaza Sorunu ifadesini koymak, kökeni, tabiatı ve tarihi çok farklı olguları birbirine karıştırmaktır.
Dersim Sorunu’nu yaratan Kızılbaş kırımlarıdır. Yavuz’la başlayan tedip ve tenkil seferleridir. Bu sırada Asıl Zazalar’ın Kızılbaşlık'la bir ilişkisi kalmamıştır. Müslüman bir azınlık olarak bu sürecin dışındadır.
Devreye girdiği yerde ise devlet yanındadır.
Çaldıran’dan 38’e durum budur.
Kızılbaş kırımları peryodunda Zazalar ve Kürtler ayrıcalıklı azınlıklardır. Hristiyan ve Kızılbaş nüfus üzerinde lokal planda yönetici ve ezicidirler.
Kısacası bugüne kadarki tarih “Zaza Sorunu” diye bir sorun kayddetmemiştir.
Çünkü kaydetmesi için bir sebep olmamıştır.
Sorun olan yerde hareket vardır.
Krizler, isyanlar, direnişler vardır.
Sorunlar böyle açığa vurur kendilerini.
Ama tarih, 1925 olayı dışında bir Zaza hareketi kayddetmiyor.
Bu hareket ise son derece tartışmalıdır. Zazalar’ın hakları, Zaza kimliği ve dili hakkında özel bir talebi yoktur. Zaten tekil bir olaydır.
Asıl Zazalar’a ait bundan başka bir hareket de mevcut değildir. Muhalefetlerinde bir süreklilik, devamlılık görülmez.
1925 olayı Zaza Sorunu için kanıt sağlamaz.
Olsa olsa sorun olma potansiyelini haber verir.
Kısacası, bugüne kadar Kürt sorunundan farklı, ondan bağımsız bir Zaza Sorunu varolmamıştır.
Oysa Dersim, beş altı asırlık bir sorundur.
Bunları birbirine karıştırmak affedilmeyecek türden bir hatadır.
Dersim veya Kırmanc adının yerine Zaza adını ikame ederek akıl yürütmenin yolaçtığı vahim hataların somut örneklerinden biri işte budur.
Sonuç:
İkameciliği bırakalım.
İşimize gelsin gelmesin, önce olguları adıyla çağıralım.
Kırmanc, Alevi, vesair gibi adların altını farklı doldurabiliriz, farklı açılımlar ve yorumlar getirebiliriz.
Bunlar tartışılır.
Ama bu yorumları ikameciliğin gerekçesi haline getirir, pratik politik taleplere dönüştürürsek içinden çıkamayız.