KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ VE ULUSLARARASI HUKUK


[ DERSİM 38 ]


Geschrieben von Ali Kaya am 09. Mai 2008 22:02:52:

KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ VE ULUSLARARASI HUKUK

Dersim Kulturgemain- Berlin - Almanya (Panel konuşmasından)
Ali Kaya
04.Mayıs.2008

Soykırım: Jenosid terimi, Yunanca “genos” : “soy”; Latince “caedere” :“katletmek” sözcüklerinden türetilmiştir. Irksal, dinsel, siyasal ya da etnik bir grubun bilerek ve sistemli biçimde yok edilmesi anlamında, ilk kez Nazilerin 1933 – 1945 yılları arasında giriştiği toplu kırımları tanımlayan hukuki bir kavram olarak kullanılmıştır.
Tarihte pek çok soykırım yaşanmış olmasına karşın, dünya devletleri ve toplumları, II. Dünya Savaşı öncesinde, kitlesel kırımı olaylarının ele almasını olanaklı kılacak bir yasal çerçeve oluşturulması yoluna gitmemişlerdir.
Nürnberg’de ve savaş suçlularının yargılandığı başka davalarda ortaya çıkan gerçeklerin etkisiyle 1946’da Birleşmiş Milletler (BM ) Genel Kurulu soykırım kavramını tanımladı. Uluslararası hukuka göre uygar dünyanın mahkûm ettiği bir suç olduğunu, bu suçu işleyenlerin ve başkalarını bir suça teşvik edenlerin cezalandırılması gerektiğini belirten bir karar aldı. Birleşmiş Milletler örgütünün “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre bir eylemin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla yok edilmesi niyetinin bulunması gerekir. Niyet sözcüğünün altını çizdik, çünkü Sözleşme, savaş, çatışma, ayaklanma vb sırasındaki toplu öldürümlerden farklı olarak, grubun toptan yok edilmesi niyetinin olmasını şart koşar.
Genel Kurul’un 1948’de onayladığı ve Türkiye’nin de 23 Mart 1950’de imzalayarak taraf olduğu Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme 1951’de yürürlüğe girdi. Sözleşme, ister barış, ister savaş koşullarında gerçekleşmiş olsun soykırımı suç sayar.

Bu bakımdan , Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi’nde ele alınan “barışa karşı işlenen suçlar”la ya da “savaş suçları”yla bağlantılı olarak tanımlanan " insanlığa karşı suçlar " dan farklıdır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü adı verilen hukuki metninin 6. maddesinde soykırımın tanımı yapılmaktadır. Bu maddeye göre soykırım, bir milletin, etnik veya dini bir topluluğun veya bir ırkın tamamını veya bir bölümünü yok etmek amaçlı (kasıtlı, niyetli olarak) yapılan aşağıdaki davranışlardır:
a) Topluluk üyelerini öldürmek.
b) Topluluk üyelerine ağır bedensel ya da zihinsel zararlar vermek.
c) Topluluğa, bütünüyle ya da kısmen yok olmasına yol açacak yaşam şartlarını ve kurallarını kasıtlı olarak dayatmak.
d) Topluluk içinde doğumları kasıtlı olarak engellemek.
e) Topluluğa bağlı çocukları başka bir topluluk içinde yaşamaya zorlamak.
Soykırıma yönelik tertip, tahrik, teşebbüs ve işbirliği de cezayı gerektirir. Soykırım suçu zaman aşımına uğramaz. Suçu işleyenler ister anayasaya göre devlet yöneticisi, ister kamu görevlisi ya da özel olsun cezalandırılır. Bu kimseler o eylemin işlendiği devletin yetkili bir mahkemesinde ya da yargılama yetkisi sözleşmeyi imzalayan devletler tarafından kabul edilmiş uluslararası bir ceza mahkemesinde yargılanabilir. Sözleşmenin imzalanmasını izleyen yıllarda, ceza yetkisiyle donatılmış uluslararası bir mahkeme oluşturulamadı. Ama sözleşmenin önemli sonuçlarından biri, soykırım suçunun hiçbir hükümet tarafından, kendi toprakları üzerinde işlenmiş olsa da bir iç sorun, özünde yerel yargı organlarının yetkisin de olan bir konu sayılmayacağı, tersine uluslararası nitelikte bir sorun sayılacağı ilkesinin getirilmiş olmasıdır. Sözleşmeye imza koyan bir devlet, BM ‘yi soykırım eylemine müdahale etmeye ve ona engel olmak için uygun bulduğu önlemleri almaya çağırabilir(1).
AB Adalet ve İçişleri Bakanları tarafından 19 Nisan 2007’de kabul edilmiş olan “Irkçılık Ve Yabancı Düşmanlığı ile Mücadele Konusunda Çerçeve Karar” metni, AB ülkeleri mahkemelerini, herhangi bir fiilin soykırımı olup olduğu konusunda karar vermeye yetkili kılıyor. Hem de soykırım fiilini inkâr edenlerin söz konusu mahkemelerce bir yıldan üç yıla kadar hapse mahkûm edilebilmelerini öngörüyor.Yürürlüğe giriş tarihinden itibaren iki yıl içinde üye devletlerin çerçeve karar metnini kendi iç mevzuatlarına aktarmaları zorunludur.AB ülkelerinden birinde Türkiye’de bir kişi soykırım vukuu bulmadığını söylediği takdirde inkârcılıkla suçlanacak ve mahkûm edilebilecektir.
Soykırım keyfi olarak kullanılabilecek bir terim değildir. Uluslararası bir hukuk kuralı ile tanımlanması yapılmış bir suçtur. Bu kural Birleşmiş Milletler bünyesinde üye devletlerin katkılarıyla iki yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda oluşturulan ve 1948’de Genel Kurul’da oy birliğiyle kabul edilen “ Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” dir (BMSS).Soykırım suçlaması 1948’den geriye dönük olarak ilk kez 1915 Ermeni olayları ile ilgili olarak Türkiye için yapılmıştır. Uluslararası Adalet Divanı ( UAD ) ‘nın 26 Şubat 2007 tarihinde Bosna Hersek- Sırbistan davasında vermiş olduğu karar, devletlerin soykırımdan sorumluluğu anlamında milat oluşturan bir niteliğe sahiptir. Bu karara göre bir devlet soykırımın vukuunun önlemesi için azami çaba göstermek, sahip olduğu imkânları iyi niyetle kullanmak zorundadır. Fakat buna rağmen başarılı olamamışsa, AB topluluğundan ve BM’den müdahale istenmelidir. Fransa parlamentosu 29 Ocak 2001’de, Bosna-Hersek’le ilgili olarak, azami çabayı göstermediğini ve imkânlarını iyi niyetle kullanmadığını öne sürerek Sırbistan’ın soykırım suçu işlediğine dair bir karar kabul etmiştir. Bu iki örnek düşündürücü

EGEMEN TOPLUMLAR VE ASiMiLASYON


Egemen toplumlar, diğer topluluklara eşit, adil ve güven temelinde bir yaklaşım sergilerse, o halklar/ topluluklar kendilerini mutlu ve güvende hissedebilirler. Kültürlerine ve kimliklerine saygı ise, ilk ve orta öğretimde ana dillerinde eğitim verilmesi ve ana dile işlerlik kazandırılması ile mümkündür. Egemen topluluk içinde bulunan diğer topluluklar, bu u takdirde de kendilerine saygı gösterildiğine inanırlar. Egemen toplumlar, etnik toplulukların dillerini eğitimde ve bürokraside işlevsel olarak kullandırmadıkları takdirde, o dillerin yok olmasına neden olurlar. Ancak bir dil eğitimde ve yönetimde kullanılması ile işlevsel hale gelir, gelişir ve ilerleyebilir. Genelde egemen toplumlar, içlerinde bulunan etnik topluluklar üzerinde baskı oluşturarak asimilasyon politikası güderler.
Egemen güçler:
1.) Etnik toplulukları eritmek için ülke genelinde nakledilme ve dağıtmayı esas alırlar.
2.) Kendi anadillerinde yoksun bırakarak cahilleşmelerini sağlarlar.
3.) Etnik topluluğun ana topraklarını terk etmesi için işsiz bırakma ve diğer baskı politikalarını uygularlar.
4.) Etnik topluluk içinde dinsel, mezhepsel, ulusal farklılıklar yaratarak böl ve yönet politikası güderler.
5.) Bu toplulukların yaşadığı bölgeyi boşaltmak için yerleşkeleri askeri bölge ilan ederler.
6.) Farklı inanç ve mezheplerden olan toplulukların yaşadığı bölgelere farklı inançtan din adamları yerleştirir ve farklı inanç merkezleri oluştururlar.
7.) Etnik topluluğun yaşadığı bölgeyi yaşanmaz hale getirmek için yatırım olanaklarından mahrum bırakırlar.
8.) Ayrı dil konuşan bir etnik topluluğun isteğine rağmen, onların dilinin kamu okullarında öğretilme ve kitle iletişim araçlarında (Basın, radyo, televizyon vb.) kullanma haklarını tanımazlar. Dil kırım tedbirleri yanında, tek tipleştirme, zora dayalı asimilasyon, etnik imha, ulusal imha gibi yöntemlere de başvururlar.
Görüldüğü gibi egemen uluslar; içlerinde yaşayan etnik uluslara karşı sistematik olarak yok etme, kültürel yapılarını bozma, zora dayalı eritme faaliyetleri sürdürürler. Bunları, siyasi erkin verdiği güçle, temel edindiği ideolojinin varlığıyla, operasyonlarını sistematik ve planlı bir şekilde o halkların yaşadığı toprakların bütününde uygularlar.
Tarihte soykırım mağduru halklar ise, bu yaptırımlara karşın mücadele ederken, özgürleşmek ve kimliklerini korumak için ulusallaşmayı esas alırlar. Soykırıma maruz kalan topluluk, egemen ulustan öncelikle tazminat, toprak ve özerklik talep ederler. Bunun için hak arayışı içinde olan uluslar öncelikle geniş çaplı örgütlenirler ve güç birliği oluşturarak için de toplumca hareket ederler. Günümüzde baskı içersinde olan halklar dünyadaki mikro milliyetçilik sürecinde başarıya ulaşan devletler durumuna gelebilirler. Bu mikro milliyetçiler sonuçta mikro devletlerine meşruiyet kazandırabilirler. Bir toplumda adalet, güven ve ahlak hâkim olursa o toplum hedefine ulaşır.

37–1938 DERSİM OLAYLARININ SEBEP VE SONUÇLARI


Seyit Rıza, Dersim’in lideriydi. Dersim’de belirli bir saygınlığı vardı. 4 Mayıs 1937 harp kararı alınmadan önce, Seyit Rıza, General Alp doğan’a yeniden başvurur ve şu isteklerde bulunur: Okul, yol ve refah sağlayacak fabrikalar yapılmalı, milli haklar korunmalı, yurt sahibi olmak vb. Haklara saygı gösterilmeli, diyor. Ayrıca Bahtiyar Aşiret Reisi Şahin Ağa da; Dersim Kanunun hazırlanmadan önce Dersim’e yatırım yapılmadığını, halkın fakirlik içinde bulunduğunu, Der sim’in imarı ve ihyasının gerekli olduğunu, bunun için halkın belli bir süre vergiden muaf tutulmasını hükümet yetkililerinden talep ederler.
Buna karşın önyargılı devlet yöneticilerinden Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey ( Fevzi Çakmak, Neşet Hakkı Uluğ, Şükrü Kaya v.b.) 2 Şubat 1926 tarihinde İçişleri Bakanlığına verdiği raporda şöyle demektedir: “ Dersim, Cumhuriyet hükümeti için çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin ameliyat yapmak ve gelecek tehlikeleri önlemek mutlaka gereklidir. Son derece zeki, kurnaz ve ...... olan bu halk, hükümetin zayıf ve kuvvetli olduğuna göre mütecaviz ve itaatlidir. Okul açmak, yol yapmak, refah sağlayacak fabrikaları kurmak, sanayi işleri sağlamak, yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha alınmak, hayalden başka bir şey değildir. Yine 1930’lu yıllarda İçişleri Bakanı bir yazısında şöyle diyor: Sünniler Devlete bağlıdırlar ve onun için çalışırlar (…) Dersim’in çoğunluğunu oluşturan Aleviler kötülüklerin başlıca nedenleridir.
Görüldüğü gibi devletin bu görüş ve yaklaşımları, devletle Dersim halkı üzerinde Osmanlılardan beri oynanan oyunlar sonucu askeri önlemler, katliamlar devletin temel görevi olmuştur.
14 Haziran 1934’te T.B.M.M.'ne sunulan İskân Kanun Tasarısı, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından açıklanmıştır.
Yasaya göre; Türk kültürüne bağlı olmayanlar ya da Türk kültürüne bağlı olup ta Türkçe den başka dil konuşanlar hakkında da kültürel, askeri, toplumsal ve güvenlik nedeniyle Bakanlar Kurulu kararıyla İçişleri Bakanı gerekli görülen önlemleri almaya zorunludur.(mad.11)hükümler yer almıştır. Çok uzun süren tartışmalardan sonra, bu yasa tasarısı TBMM. De kabuk edilerek Dersim için yürürlüğe girmiştir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın batı illerine sürgüne gönderilmesi gereken 347 ailenin adı liste halinde belirlenmiştir. Bu 347 aile, 3470 kişiden oluşuyordu. Dersim sürgünler için 300 bin Türk lira ödenek ayrılmıştı.

VERGİ VE ASKERLİK !...

Oysa 1937 -1938 harekâtının sebebi olarak; hükümet, bölgede vergi toplanmamasını görüyordu. 1931 yılı ve sonrasında toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %65’i yoksul köylülerden sağlanıyor. Vergide olduğu gibi, Dersimliler, Çanakkale Savaşında da otuz şehit vermişlerdi. Dersimliler’in askerlik görevini Osmanlı- Rus savaşına 10.500 kişi ile katılmışlardı ve 1931 de Birinci Umum Müfettişliğin verdiği bilgilere göre de hemen, hemen herkes askerlik görevini yerine getirmiştir.
1935 Kasımda Atatürk'ün gündeme getirdiği ve aynı yılın son günlerinde kabul edilen Tunceli Kanunu ile Ders im’de önemli aşamalar kaydedilmeye çalışılmıştır.25 Aralık 1935 tarihinde 2884 sayılı Tunceli ilinin yönetimi hakkında yasa, T.B.M.M.'nde kabul edilerek, 2 Ocak 1936 tarihinde yürürlüğe girmiştir.1936 yılında çıkarılan 2884 sayılı kanunla Dersim adının Tunceli olarak değiştiği de sürekli dile getiriliyordu. Tüm bu gelişmeler yaşanırken nihayet 4 Mayıs 1937 yılında yapılan Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu kararı alınır.

Belgelerde anlasildigi gibi (Bkz. 5 adet belge) Dersime uygulanan program kararları devletin üst mercilerinin huzurunda, daha doğrusu onların istekleri doğrultusunda alınmış ve Dersim’e taarruz hareketi kararlaştırılmıştır.
Bu arada 5 Mayıs 1937 yılındaki Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı amirliğince 62. Piyade alayı, 63. alay, 2. taburu ve 17. Tümenden oluşan kuvvetlerle şiddetli ve etkili bir taarruz hareketi başlar.

8 Mayıs 1937 yılında 4. Genel müfettişlik kararıyla da başlayan bu hareketin ardından uçaktan atılan ilanlarda Dersim halkına şöyle denilmekte idi: Cumhuriyet Hükümetinin son şefkiat ve merhametini bildiren bu bildiriyi 24 saat çoluk çocuğunuzla okuyun, düşünün ve çabuk cevap verin. Yoksa hiç istemediğimiz halde sizi mahvedecek olan kuvvetler harekete geçeceklerdir. Devlete itaat gereklidir.(1)
1937’de harekât kararı uygulanır.. Aylar sonra Seyit Rıza ve arkadaşları yakalanır. Aylarca süren duruşmalar sonucunda 58 tutuklu hakkında karar kendilerine tebliğ edilir. Sanıkların 11’i idama mahkûm edilmiştir.15 Kasım’ı 16 Kasım 1937’ye bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanında Seyit Rıza (81 yaşından 54 yaşına indirildi), Seyit Rıza’nın oğlu Hüseyin (17 yaşında iken 21 yaşına çıkarılarak idam edildi), Seyhanlı Aşiret reisi Husso Şeydi, Yusufan Aşiret reisi Kamber Ağa (96 yaşında) olduğu halde 31 yıla mahkum edilir. Ülküye oğlu Hasan ve Mirza oğlu Ali de idam edildiler.

1937 Harekâtı sonrasında İsmet İnönü´nün mecliste yaptığı açıklamada ise;

1937'de Ordu tarafından 1 subay şehit, dört yaralı, 28 er şehit,46 er yaralı,1 bekçi şehit,1 bekçi yaralıdır. Dersim aşiretlerinde ise; 265 ölü,20 yaralı,27 yakalanan,849 kişi teslim olduğu belirtiliyordu.
Tan Gazetesinde ise kayıpları şöyle belirtiyordu:
30 şehit, 51 yaralı, isyancılardan 265 ölü, 20 yaralı, teslim olanlar 840 kişi olduğu açıklanıyordu. Dersim’de 4078,Erzincan'da789,Bingöl'de126 olarak, toplam olarak 4991 tüfek ele geçirildiği belirtiliyordu.

EĞİTİM:
Dersim de uygulanan katliamından sonra, 14 Haziran 1938 'de İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, 4 Haziran tarih ve 15146 sayılı konu ile ilgili yazıyı Kültür Bakanlığına göndermiştir.
Yazının konusu, Dersimde kız ve erkek yatılı okullarda yetiştirmeleri hakkındadır. Kaya, yazı da Ders im’de yapılan ıslahat çerçevesinde Türklerin yoğun olduğu ve Dersim de uzak yerlerde kız ve erkek yatılı okullarının açılmanı talep etmektedir. Bu okullarda Dersim de getirilecek beş yaşını doldurmuş kız ve erkeklerin okutulup büyütülmesi ve birbiri ile evlendirilerek baba ve annelerinden miras kalan mal ve arazileri için de birer Türk yuvası kurmalarını önermektedir.
Böylece, Türk kültürü Dersim' esaslı bir biçimde yerleşmiş olacağını düşünmektedir. Yine devletin raporlarında devletin amacı, Dersim’i ıslahat amacıyla Dersimli’yi toprağa bağlamaya çalışmaktır. Ayrıca Türklüğe yakıştırmak, Türkleştirmek aslen Türk olduklarını ikna etme vb. gibi Türk dili Ders im’de temin edilmeli deniliyor. Devamla… Sıdıka Avar gibi inançlı öğretmenlerin atanması düşülmüştür. Okul ve yollarla birlikte Dersim’e sağlık hizmetleri de götürülmeli idi. Üçüncü yıl yol yapımlarına ara verilmeksizin devam edilmeli, ekonomik gelişime ağırlık verilmelidir, deniliyorsa da ciddi bir gelişme görülmez. Oysa devletin resmi kaynaklarına göre yol, köprü yapımlarındaki tek amaç Dersime girip yerleşmekti. Bu çaba Dersime girip yerleşmenin büyük bir koşulu olarak görülüyordu.
Dördüncü Genel Müfettişliğin 6 Ocak 1938'de hazırladığı bir raporda Dersimde o güne değin 5050 silah toplanmış ve bunun yararlı yanları görülmeye başlanmıştır.
Bununla birlikte geleneksel bağlılıkları ve çıkarlar zayıf kılındığı zamanlarda birlikte çalışma heveslerinin ateşlenebileceği düşüncesiyle, yörede uygun bir mevsimde bir başka harekâtın yapılmasının doğru olacağın belirilmiştir.

Oysa Kurtuluş Savaşı boyunca, bütün cepheler dâhil muharebe meydanlarında 9.167 kişi (662 subay, 8505 er) şehit olmuştur. Aldıkları yaradan daha sonra ölenlerin sayısı ise 53 subay ve 1665 er denilmektedir.
Bütün olarak değerlendirildiğinde, Dersim’in içinde bulunduğu dram, çektiği acılar, çekmekte olduğu sorunları dile getirmekle bitmemektedir. 1781 yılından başlayıp çeşitli tarihlerde (1781 – 1782 – 1877- 1907 – 1908 – 1909 – 1914 – 1926 – 1930 – 1937 – 1938) Dersim üzerine yapılan tedip (eğitme), tenkil (cezalandırma) ve sürgün hareketleri devam etmiştir.

DESİM'DE İSYAN YOKTU!...

Bayar hükümeti, bu bölge için yapılacak harekât için T.B.M.M.'inden yetki almış ve Bölgedeki çarpışmaları dünya kamuoyunun gözünden saklamak için İstanbul ve Ankara gazetelerinde Fırat ve Murat kıyılarında yapılan manevralardan söz etmiştir
1938'de devlet, Dersim halkını göce zorlamiş, Dersim insanı ise doğduğu büyüdüğü yerden kopmamak için tepki göstermiş ve direnmiş, bu tepki ve direnme daha çok aşiret önderlerinden gelmiş, ancak bunlar, dünya kamuoyuna" isyan "diye duyurulmuştur.Oysa1938 'de bir isyan söz konusu değildir.
1937'de Dersim önderi Seyit Rıza ve onun yanında yer alan aşiret reisleri Elazığ da idam edilmişlerdi.(15 Kasım’ı 16 Kasım 1937’ye bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanında Seyit Rıza, ( 81 yaşında) Seyit Rıza’nın oğlu Hüseyin, Seyhanlı Aşiret Reisi Husso Şeydi, Yusufan Aşiret Reisi Kamber Ağa (96 yaşında) olduğu halde 31 yıla mah küm edilir. Ülküye oğlu Hasan ve Mirza oğlu Ali de idam edildiler)
1938 'deki askeri operasyonlar yalnız sözde isyan bölgesi diye bilinen bölgesi diye bilinen bölge ile sınırlı kalmamiş, devlete vergi veren, askere giden, Pertek, Mazgirt, Nazmiye, Pülümür v.b. ilçe ve köylerini de kapsamıştır Buralarda yaşayan birçok suçsuz ve günahsız insan katledilmiştir. Hatta Dersimi aşarak Erzincan’ı ve çevre ileride içine alacak şekilde genişletilerek uygulanılmıştir.

1938 SONUÇLARI:

23 Ağustos 1938 'de doğu illerinde yapılan askeri harekâtı izlemeye giden Celal Bayar şunları söylüyor:

Orada iken Dersim’in tedip (eğitme) harekâtı aynı zamanda imar ve ıslahı programıyla ilgilendim. Askeri ve mülkü amirlerde bilgi ve değerlendirmelerini dinledim Yapılan tedip (cezalandırma) harekâtı kesin ve olumlu sonuç vermeye başlamış ve son aşamasına gelmiştir. Kısa bir süre sonra Dersim’in şimdiye değin geçirdi aşamaları ve bundan sonra yapılması kararlaştırılan ıslahatı ayrıntılarıyla kamuoyuna bildireceğim. Şimdiden ifade edebilirim ki, eski zamanlarda olduğu gibi toplu eşkıyalığın oluşumu giderilmiştir. Ordumuzun ve jandarmamızın bu çetin dağlarda gösterdiği kahramanca etkinliği ulusumuzun takdirine arz etmek görevimdir."diyor.
1938 ve sonrasında ise; tarama bölgesinde ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştır.4.Genel Müfettişliğe verilen isimlerden 101 kişiden 73'ü ele geçirilmiştir. Bu bölgede 1019 silah toplanmıştır. Askerlerden 33 kişi ölürken, 1 kişi yaralanır.1942 yılına kadar zorunlu iskân devam etmiştir. 8 Haziran 1938’de başlayan askeri harekât 15 Eylül’e kadar sürer. Yakılan köy sayısının 60 olduğu belirtilir.5–7 bin kişi batı illerine iskâna tabi tutulmuştur. Eylül 1938 sonunda kimi kaynaklarda 4000, kimilerinde 15.000 olarak belirtilen ölümlerle noktalanıyordu.

N.Fazıl Kısakürek'e göre ise, Dersim’de 50 bin kişi öldürüldü.(4)( Bkz Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları1974,İstanbul)

Dördüncü Genel Müfettiş lig’in 6 Ocak 1938'de hazırladığı bir raporda Ders im’de o güne değin 5050 silah toplanmış ve bunun yararlı yanları görülmeye başlanmıştır. Bununla birlikte geleneksel bağlılıkları ve çıkarlar zayıf kılındığı zamanlarda birlikte çalışma heveslerinin ateşlenebileceği düşüncesiyle, yörede uygun bir mevsimde bir başka harekâtın yapılmasının doğru olacağın belirilmiştir.

DERSİM’DE UYGULAMALAR VE BUGÜN
Dersim 38’de insanlık dışı uygulamalar sonucunda ağır katliamlar, kırımlar ve imhalar yaşandı. Dersim zorunlu göçten oluşan etnik temizlik ile nüfus yoğunluğunu kaybetti. Dersim dili, kimliği, kültürel ve siyasi hakları hükümetler tarafından yok sayıldı ve geliştirmeye olanak tanınmadı.

Dersim başı dik ve onurlu yaşamın adıdır. Dersim uygarlıkların sentezidir. Alaşımdır. Et ve tırnaktır. Dersim tarihi, kültürü, dili ve inançsal değerleriyle yoğrulmuştur.Yüz yıllarca Dersimliler haksızlıklara karşı tepkili oldular, ruhsuz yaşamadılar. Onlar hem inadına yaşadılar, hem de değerlerini yaşattılar. Etkisiz ve tepkisiz bir toplumlumun hedefi olmaz, amaçları olmaz, kimliği olmaz. Bu nedenle
değerlerimizin yok olmaması için:
1-) Siyasi ve tarihi gerçekleri ve problemleri kavratarak tüm gençliği, dinamik ve kurucu bir kurum etrafında toplamak;
2-) Geçmişteki katliamlar konusunda özür dilenmesini sağlamak, basın ve yayın ve diğer organizasyonlar için Federasyon bünyesinde komisyonlar oluşturmak;
3-) Dersim kültürünü (dil, inanç vb.), folklorunu ve günümüze kadar gelen tüm mirasını korumak;
4-) Göçle birlikte Türkiye’nin ve dünyanın değişik yerlerine dağılmış olan insanlarımız arasında iletişim sağlamak ve onların seslerini duyurmak için ortak yayın organı çıkarmak. Bu amaçla Dersim Kültür ve Yayın Merkezinin kurmak;
5-) Tarih ve kültürümüze ait film, foto, ses kaydı vb çalışmaları yapmak, kültürel nesnelerle ilgili basın kupürlerini toplamak, bu çalışmaları yürütürken her türlü teknik, elektronik ve bilgisayar olanaklarından en geniş şekilde yararlanarak kütüphane ve arşivciliğin geliştirilmesini sağlamak. Bir dokümantasyon merkezi oluşturmak;
6-) “Dersim Tarihi ve Dil Kurumu" oluşturmak için alt yapıyı geliştirecek çalışmalarında bulunmak ve Dersim Tarih ve Dilini Araştırma Enstitüsü kurulmasını gerçekleştirmek. "Dersim Tarihi, Etnografyası Çalışmaları ve Bibliyografisi” ile ilgili araştırmalara ağırlık vermek;
7-) Dersim kökenli nüfusun bulunduğu bölgelerde özel radyolarda dil üzerine programların yayınlanmasını gerçekleştirmek;
8-) Dil program kurslarını gerçekleştirmek. (özelliklede radyo ve televizyonlarda yayın hakkının verilmesi dilin gelişmesine en büyük katkıdır).
9-) Dersim ile ilgili a) Dokümantasyon sağlama, b) Basın ve yayın program geliştirmek;
10-) Dilinin ilk ve ortaokullarda seçmeli ders olarak okutulması ve yazılı hale getirilmesi için Dersim dili ve eğitim ile ilgili gramer kitabının hazırlanılması (bu dil yazılı hale getirilmediği sürece dilin ilerlemesi gelişmesi mümkün olmayacaktır).
11-) Üniversitelerde Dersim Dilini Araştırma Enstitüsü’nün açılması ve üniversite kürsüler oluşturulmasına çalışmak,
12-) Değiştirilen köy, kasaba ve şehir adlarının düzeltilmesi.
13-) 12 Nisan 1991 kabul edilen Anti-terör Yasası (Yasa no: 3713)’na göre zorla göçertilen köylere geri dönüşü sağlamak;
14-) Bir Dersim Ekonomik Kongre’si toplayarak, geri kalmış bölgelere devlet eliyle ciddi yatırımlar yapılmasını sağlamak;
15-) Munzur Üniversitesi kurulması için girişimlerde bulunmak;
16-) Tunceli Belediye Başkanlığı bünyesinde bir Dersim Müzesi açılması için gerekli girişimleri başlatmak;
17-) Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından eğitim ve öğretim alanında başlatılmış olan eğitim projelerine maddi katkıları yoğunlaştırmak;
18-) Dersim TV kurmak;
19-) Kültürel ve dini seyahatler düzenlemek ;
20-) Dernekler tarafından Dersim tarihi, dili ve kültürü ilgili konferanslar düzenlemek.

KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ

Değerli Dersimliler!
Yıllarca toplumumuz, açlığa, yokluğa, yoksulluğa teslim edildi. Cehaletle kuşatıldı. Horlandı. Aşağılandı. Kültürü, tarihi, dili, inançları yok sayıldı. Sindirildi, direnenler etkisizleştirildi, sürgün edildiler. Dersim önderleri bu haksızlıklara, adaletsizliklere ve eşitsizliklere karşı yıllarca direndiler. Tıpkı Hz. Hüseyin gibi,”zilletle yaşamadılar, izzetiyle hakka yürüdüler”. Seyit Rıza gibiler,” yalan ve hileler önünde diz çökmediler”. İmam Hüseyin’inin yolundan devam ettiler. Şimdi ne yapılmak isteniyor? Köyler göce zorlanıyor, ormanları yakıyorlar. Yöreye yatırım yapmayarak işsiz bırakıyorlar. Barajlar yaparak Tunceli ilini il olmaktan çıkarmayı hedefliyorlar. Bunun için köyümüze, ilimize, yöremize sahip çıkalım görevlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirelim.
Osmanlıdan beri, Dersimliler, mankurtlaştırılıyor. İşin en korkunç olanı gençliğimiz yabancılaştırılıyor. Kendi değerlerinden uzaklaştırılıyor. Kimliksiz., kişiliksiz, geçmişini reddetme, hatta toplumuna ihanet etme ile karşı karşıya kalmış bir gençlik yetiştiriliyor. Bunun için gençlerimize sahip çıkalım. Sosyal aktiviteler yönlendirelim. Dersim’in değerleri yaşatmak ve hedefe ulaşmak için;Belediye Başkanlıkları veya kurumlarımız önderliğinde esaslı bir kampanya başlatılır ve bu projeler hayata geçirilirse tarihe karşı görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz. Tarihini, kültürünü, dilini ekmek, su ve hava kadar önemsemeyen bir halk kölelikten kurtulamaz. Anayurdumuzun bir parçası olan Dersim, insanlığın da beşiğidir. İnsanı en yüce değer olarak gören, sevgi ve hoşgörüyü savunan düşünceleriyle çağları aşan, insanlık ve uygarlığın en güzel inançları Dersim’ de var olmuştur.
Dersim zorbalara karşı özgürlüğün, hakkın, emeğin, eşitliğin, sevinçlerin, acıların, hüzünlerin, yoğunlaşmış ifadesidir.Dersim, toprağıyla, nehirleriyle, bitkileriyle, böceğiyle, Munzur ve Düzgün Baba’yla halkın yaşam kaynağıdır..Bunun için hedefimiz ekonomik ve inanç güçlerimizi birleştirmeliyiz. Halkı ve özgürlüğü sevmek, ancak ve ancak toplumsal görev ve sorumluluklarını yerine getirmekle mümkündür. Sorunları çözmek için çaba harcamak, sorumlu ve görev bilinci içinde olmak zorundayız. Ülkesiz bir yaşam olabilir mi? Bunun için diyorum ki bu değerleri yaşatmak herkesin görevi olmalı. Dünyada her ulusun varlığı, değeri, özgürlüğü ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygar yapıtlarla orantılıdır. Uygar yapıtlar ortaya koymayan toplumlar özgürlük ve bağımsızlıklarından yoksun olmaya mecburdurlar.
Bunun için Dersim’in aydınları, yazarları, ressamları, müzisyenleri inadına daha çok yapıt ortaya koymalıdırlar. İş adamları da daha çok yatırımlarını yöreye yapmalılar. Karın üzerine tohum atılmaz, kültürünü, töresini ve tarihini yaşatmak kara değil, verimli toprağa tohum atmaktır. İşte o verimli toprak Dersim toprağıdır. Damarlanmızda sadece kan değil, atalarımızın deneyim ve ümitleri dolaşıyor, onların hâlâ yaşayan anıtları ve gelenekleri sayesinde kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve olmak istediğimizi anlayabiliriz.

Bu önerilerin gerçekleşmesi için Dersim aydınları, Dersim kimliği, düşünce ve fikirdaşları etrafında birleşmek zorundadırlar. Türkiye’de farklı dillerden, mezheplerden, inançlardan ve etnik gruplardan insanların kimliklerin rahatça yaşayabilmesi ve kendilerini ifade edebilmeleri için inanç ve dillerin mutlaka anayasal teminat altında olması gerekir. Dil hiç kuşkusuz insanlar arası en önemli iletişim aracıdır. Bununla birlikte onun işlevi, bilgi, düşünce ve duygu aktarımı veya iletişimle sınırlı değildir. Büyük iletimsel gücü nedeniyle, dil etnik kökene, sınıfa, cinsiyete, ırka bakmadan insanlara dünyayı yaşatmakla kalmaz, dünyayı ve gerçekleri de yaratır. Edebiyat, siyaset, bilim, din ve kültürün diğer tezahürleri, dil olmaksızın tasavvur edilemez. Dil bir iktidar kaynağıdır. O aynı zamanda toplumdaki iktidarın yapısı ile yakından ilgilidir. Walter Benjamin derki,
"Her gerçek dil, kendi meskeninde ve kendi atalarının saraylarında barınır". Dersim dili de kendi ana vatanında gelişir. Manevi köprüleri sağlam tutan, kültürleri yaşatan dildir. Dil bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Bunun için köklerimize inmeli, tarihimiz içinde bir olmalıyız. Ve bütünleşmeliyiz. Dersim kültürü bütün insanlık tarihinin kültürüdür.

Değerli canlar,
Hz. Ali diyor ki;” zulme ve zalime boyun egen, hem hakkından olur, hem de şerefinden olur”. Bunun için hem hakkımızı, hem de şerefimizi korumalıyız
Tüm bu olumsuzluluklara rağmen inanç ve ekonomik güçlerimizi birleştirmeliyiz.,Birbirimize destek vermeliyiz, birleşmeliyiz. Güç birliği yaparsak bu olumsuzlulukları aşacağımıza inancım tamdır. Bir Çin atasözün de derki;” Bir yılı düşünüyorsanız buğday ekin, on yılı düşünüyorsanız, ağaç dikin, ama yüz yılı düşünüyorsanız insan eğitin”.Bu nedenle mutlaka çocuklarımızı okutalım. Destek verelim.
Dersim bizim için kutsaldır Bu kutsal topraklarda yaşayan atalarımız özgürleşmek için uzun mücadeleler verdiler. Onlara saygımız varsa; bu güzel tarihimize, dilimize, inancımıza, örf, adet, törelerimize ve coğrafyamıza sahip çıkalım. Hz. Mevlana’da diyor ki, “İnsanın en hayırlısı insana yararlı olandır”. Bunun için birbirimizi sevelim, sayalım birbirimize faydalı olalım.
Bu topraklarda Sarı Saltık, Sultan Seyit, Sultan Baba, Düzgün Baba’lar var. ı. Ardıç ağaçları bizim için kutsaldır... Bu toprakların kokusunu, havasını severiz, hava da kutsaldır. Nasıl kutsal olmasın ki? Atalarımız ilk nefeslerini burada aldılar, son nefeslerini burada vermişlerdi. !
Bu topraklar üzerinde yaşayan her şey bizim için değerlidir. Saygı gösterelim, saygı duyalım. Dersim’i seviyorsanız, Dersim’e ikrarlı olalım, nefesimizi nerede verirsek verelim, Dersim’i aklımızdan çıkarmayalım, sahiplenelim.

ÇÖZÜM:

Dersim’de okul açmak, hastane açmak, işsizliği önleyici tedbirler almak ve refah artırıcı ekonomik tedbirler almak, kültürel kimlik kazandırmak, diline, tarihine ve milli haklara saygı göstermek yerine, her dönemde olduğu gibi askeri çözümler önerilmiş ve bunu bilinçli olarak dayatmışlardır. Bu dayatmalar sonucunda, Dersim, canını, malını korumak için tedbirler almak zorunda kalmıştır.

Dersim’in doğal yapısından kaynaklanan sorunlar, aşiretlerin yapısı, özellikle mezhepsel baskılar, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal sorunlar geçmişte olduğu gibi, günümüz de dahi devam etmektedir.Geçmişte uygarca çözümlenmeyen bu sorunlar 21. yüzyılda hala ilkel zihniyetlerle çözüm aranmaya çalışılıyorlar. Hırsla, öfkeyle, akıldışı, yöntemlerle sorunlar hiçbir dönemde çözümlenememiştir.Tüm çabalara rağmen sonuçta bir dizi askeri ve siyasi önlemler alınmış, alınan tüm kararlar bir askeri harekete dönüşmüş ve Dersim’de yapılan tüm idari düzenlemeler halkın huzurunu ve güvenini sağlayamamıştır.
Halkın bilgisiz, yoksul, ve cahil olması, feodal aşiret düzeninin sürmesi, yönetimlerin kitlelerin sorunlarına, taleplerine askeri önlemlerle çözüleceğine inanmaları, Dersim sorununu çözmemiştir. Sağlık, eğitim, idari ve ekonomik alanlarda tek bir iyileştirme yapılmamıştır.
Dersim sorununun çözümü hakkında yazılan yazılar, öneriler birer odayı dolduracak kadar çok olmasına rağmen içerik olarak hepsi, her defasında kâğıt üzerinde kalmış ve her defasında geçmişte olduğu gibi günümüzde de düşünülen öneriler, çözümler, tekerrürden öteye gitmemiştir. Hükümetler her defasında ibret duygusuyla hareket ederek öç almak, düşmanlık yar yaratılarak ayrı gayrı davranışlar içersinde bulunulmuşlardır.Dersim halkı ötekileştirilmiş, horlanmış kültürel farklılıklar doğal zenginlik olarak kabul görülmemiş ve aşağılanmıştır.
Devlet yöneticileri ve hükümetler, Dersimliler’in diline, kültürüne, folkloruna, gelenek, görenek ve inançlarına saygı göstermiş olsalardı ve bölgeye refah, bayındırlık, sevgi, dostluk, ekonomik kalkınmayı götürmüş olsalardı, Dersimliler bu denli acı çekmezlerdi. Askeri çözümler yerine daha çağdaş ve bilimsel yaklaşımlar sergilenerek sorunlar çözümlenirdi.

Demokrasiye bağlı, insan hakları bazında çözüm aramak en bilimsel ve akılcı yoldur. Birlikte ve kardeşce yaşamanın koşullarını yaratmalıyız. Günümüz çağdaş insanı sorunlara uygar ve demokratik açılardan bakması gerekir. Bu sorunların tek çözümü de buradan geçmektedir. Barış ve huzur bu şekilde sağlanır.

Yüreğinde insanlık kırıntısı olan, yüreğinde sevgi zerreciği, beyninde tarih, memleket bilinci olan her insan bugünkü Dersım sorunlarına seyirci kalmamalıdır. Artık inanç ve ekonomik güçlerimizi birleştirmek zorundayız. Nitelikli insan gücü yaratmak zorundayız.
Gerçek yurtsever, dürüst insanlar, bu davaya beyniyle, yüreğiyle, düşleriyle, duygularıyla toplumuna karşı vicdani bir sorumluluk duymalıdır. Bunun içindir ki daha duyarlı ve diri olmak zorundayız.
Hz. Ali’nin söylediği gibi “ En iyi insan, insanlara yar olandır.” Yine Hacı Bektaşi Veli’nin söylediği gibi” İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
Yıllardan beri yöremiz bilinçli olarak insansızlaştırmak isteniyor. Oysa toprağından koparılan halk, ölü halktır. Sonuçta direnme gücünü yitirir ve köleleşir. Çünkü toprak (Yurt) maddi ve manevi değerlerin toplamıdır. Bu nedenle topraktan kopuş insanlıktan kopuştur, halkın var olan direnme gücünü yitirmesidir. Bir başka deyişle yurttan, topraktan kopuş, yaşam kaynağından kopuştur. Yaşam gerçeğini yitiren insan sonuçta etkisizleştiriliyor. Özgürleşmekten alıkonulup, tüm yaşam kaynaklarından mahrum bırakılıyor demektir.
İşte bu çirkinlikten, kokuşmuşluktan, kölelikten, yabancılaşmaktan, yozlaşmaktan kurtulmanın yolu toplumunu sahiplenmekten geçer. Toprağına, toplumuna sahip çıkmak; yaşam kaynaklarına, maddi ve manevi değerlerine sahip çıkmak, kendine sahip çıkmaktır. Kendine sahip çıkmayan insan, duyguları körelmiş, yüreği taşlaşmış, tarih bilinci çoraklaşmış; yaşam sevincini, kimliğini ve insanlığını yitirmiş zavallılardır.
O halde yaşam felsefemiz; toprağımızla buluşma, halkımızla kaynaşma, tarihimize, kültürümüze ve törelerimize sahip çıkmak olmalıdır.
Bugün bizi bekleyen iki tehlikeden bahsetmek istiyorum. Toplumumuz için sıraladığım tüm bu sorunların ötesinde en büyük tehlike bir toplumun kendi kültürü ve töresini terk etmesidir. İkincisi de geçici rahatlıklara aldanıp töresini terk etmesidir. İkincisi de geçici rahatlıklara aldanıp ileriyi görmemeyi diğer bir tehlike olarak görüyor ve herkesi bu konuda sağlıklı düşünmeye davet ediyorum (il gider töre kalır). Servet kazanırsınız, statü kazanırsınız, ama kültür ve törenizin yok oluşu, gerçek yaşamınızın, varlık nedeninizin yok olmasıdır. Yıllardan beri önyargılı yöneticiler, Tunceli insanını potansiyel suçlu olarak gördüler. Tunceli insanı insanca yaşamak için yıllarca mücadele etti.Demokrasi ve özgürlük mücadelesinde kendisine düşen görevleri yerine getirdi.
Geçmişte Tunceli insanı dize getiremeyen anlayışlar; Tunceli insanının tüm çabalarına rağmen bugün barajlar yoluyla coğrafyasını kökten değiştirmeye yönelmişlerdir. Tunceli’yi yıkıma uğratmaya ve halkının göç ettirmeye çalışmaktadırlar. İşte bunun içindir ki sorumluluklarımız ve görevlerimiz artmıştır. Kültürümüze, tarihimize, dilimize, ve tüm değerlerimize sahip çıkmalıyız.

Bilim adamı George Bernard Show’ın söylediği gibi ”Değişimsiz gelişim olamaz, kafalarını değiştiremeyenler hiçbir şeyi değiştiremezler”der,
İşte biz kafaları değiştiremediğimiz sürece geçmiş cinayetleri- katliamları kolaylıkla unutan bir toplum oluruz demektir. Halkı ve özgürlüğü sevmek ancak ve ancak toplumsal görevlerini yerine getirmekle mümkün olur. Özgür, saygın bir toplum olmak istiyorsak kültürümüze, sanatımıza toplumumuza sahip çıkmak zorundayız.
Karın üzerine tohum atılmaz, kültürünü, töresini ve tarihi yaşatmak kar’a değil, verimli toprağa tohum atmaktır. Amerikalı yazar William Faulkner “ Geçmiş asla ölmez, hatta geçmemiştir bile…” demişti. Damarlarımızda sadece kan değil, atalarımızın deneyim ve ümitleri dolaşıyor, onların hala yaşayan anıtları ve gelenekleri sayesinde kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve ne olmak istediğimizi anlayabiliriz. Asırlar direndi, biliyoruz ki eğer bu topluma sahip çıkmak için harekete geçmezsek, ortak geçmişimizin birçok kalıntısı tehlike altındadır.
Bugün kültür mirasımızı korumak ve zenginleştirmek gibi zor bir çabaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Bir Çin bilge şöyle demiş: Araziyi bil, düşmanını bil, havayı bil, ancak bundan sonra zafere ulaşırsın!
George Santayana 'nın söylediği gibi;
"Geçmişlerini hatırlamayanlar, tekrarını yaşamaya mahkumdurlar.
Son ağaç kesildiğinde
Son ırmak kuruduğunda,
Son toprak çatladığında,
ancak o zaman anlayacağız paranın yetmediğini."..
İnsan, insanoğlunun daha güzel bir gelecek umuduna, savaşsız bir dünya inancına, haksızlıklara direnişine, hasrete, özleme, memleket sevgisine, insanlık onuruna, geleceğe uzanan bir yolculuk mücadelesine katkı sunanlara selam olsun.

1- Kaynak. Ana Britanica GK. Nasık Bliz Nürnberg davaları ve yerel sit17
2- Ali Kaya, Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi, Can Yayınları, 1999, İstanbul.
3- Nurşen Mazıcı, Celal Bayar, Başbakanlık Dönemi,1937–1938,Der Yayınları, İstanbul
4- N. Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları1

04.Mayıs.2008
Ali Kaya

BELGELER;

(Belge–1)


1937 yılında yapılan Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı.


Gayet Gizlidir.
Karar
4 Mayıs 1937
Başvekâlet
Kararlar Müdürlüğü
Sayı:
Son günlerde Tunceli’de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4.5.1937 tarihinde Atatürk’ün ve mareşalin huzurlarıyla tekti ve mütala edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır.
1. Toplanan kuvvetlerle Nazmiye, Keçigezek ( Aşağı bar ) Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedid ve müessir bir taarruz hareketi ile varılacaktır.
2. Bu defa isyan etmiş olan mıntıkalardaki halk toplanıp başka bir yere nakil olunacaktır. Ve bu toplama amileyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem bu suretle elde edilenler nakledilecektir.
Şimdilik 2.000 kişinin nakli tertibatı hükümette ele alınmıştır.
Mülahaza:
Sadece taarruz hareketi ile ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanlar ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.
Not: Malatya’dan ve Ankara’dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak-tefek talimleri ve istirahatları ve bundan başka Diyarbakır’dan gelecek taburun yerleştirilmesi, bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra, yani 12 Mayıs’ta ileri hareket başlanabileceği anlaşılmaktadır.
Not: Paraya acımaksızın, içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır.”
Aslı gibidir ( imza )

( Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar, s. 491, Ek–4 )

(Bkz,Ali Kaya,Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi, sf.284-285)



--------------------------------------------------------------------------------

(Belge–2)

TUNCELİ HADİSESİ KAPANIRKEN


Başbakan İsmet İnönü’nün Dersim Ayaklanmasının bastırılması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşma:
Arkadaşlar!
Şimdi size Tunceli’deki vaziyetin bugünkü halini arz etmek isterim. Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet edenlerin nüfusları az olmakla beraber altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretten kışkırtıcı ve elebaşı ne kadar adamları varsa, bunlar reisleriyle beraber faaliyet imkânından tamamen mahrum bırakılmışlardır.
(Alkışlar)
Altı aşiretten birinin reisleri imha edilmiş ve diğerlerinin reislerinin hepsi yakalanmış, adalete teslim edilmiştir.
Tunceli’de isyan ıslahat geleneği, Der sim’in bütün hatıraları, dağları ve topraklarıyla bir takım aşılmaz, geçilmez ve bütün isyanlara dayanak olan yuvaların ve istinat noktalarının hikâyelerinden ibarettir. Cumhuriyet ordusu ve zabıtası, bu hadise esnasında yaptığı takiplerde hurafe olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurum halinde dere ve ne kadar çıkılmaz dağ varsa, hepsini Ankara sokakları gibi baştanbaşa geçmişlerdir. Kanun götüren ordu, jandarma neferlerinin ve ordudan bir neferin ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur.
(Bravo sesleri, alkışlar)
Cumhuriyetin ıslahat ve imar programına muhalefet eden bütün engeller ortadan kaldırılmış ve program bir an fasıla vermeksizin ilerletilmekte bulunmuştur. Bu gün orada yapılmakta olan yollar, kışlalar ve karakollar, mektepler, hükümet konaklarıyla memleketin en mamur ve en ziyade iş içinde bulunan bir muhitin manzarasını görmek size, hepimize zevk verse gerektir
(Alkışlar)
İsyana iştirak eden aşiret reislerinin hepsi mahkemeye verilmişlerdir. Umumi tabii olan adliye mahkemesine verilmişlerdir. Bunlar, hekimlerin verecekleri hükümlere göre, Cumhuriyet kanunlarının kendileri için işaret ettikleri hükümleri hâkimlerin ağızlarından işiteceklerdir.
Arkadaşlar,
Cumhuriyet kanun refahı, ümranı, iyi geçinmeyi hedef tutan hükümlerini yürütmek için çetin şartlar içinde alınan müspet neticelere ermek için Cumhuriyet iaresinin kuvvetli olduğu kadar şefkatli ve adaletli olduğunu göstermek itibarıyla Tunceli hadisesi en son ve en inandırıcı bir misal olmuştur. (Şiddetli alkışlar, bravo sesleri)
Başbakan İsmet İnönü
TBMM,18 Eylül 1937(Bkz,Ali Kaya, Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi, sf.330-331)


--------------------------------------------------------------------------------

(Belge–3)


EMEKLİ ALBAY HULUSİ YAHYAGİL

1938 Eylül ayında Dersimli kadınlı ve kızlar askeri birliklerin eline geçmemek iffet ve namuslarını korumak için ilk sorun uçurumundan Munzur ve Leş derelerine kendilerini attıkları görülmüştür. O günleri bizzat yaşayan,
Bediüzzman Said Nuri’nin öğrencilerinden Emekli Albay Hulusi Yahyagil şunları söylemektedir:
Bize verilen emir tek kelime idi: imha!
“…Bunların çoğu Rafızî idi. Fakat bu tarzda bir muamele ile bunlar silah mı bulacaklardı? Ben kıt’a komutanı idim. En zor ve çetin vazifeyi de bize verdiler Sen piyadesin, seni topla, takviye etmek gerektir. Dediler. Müthiş bir hüzün ve izdi rap içinde idim. Hz.Ustad bu hüznümü hissetmiş. Bu durumu kendisine yazıp soramadım. Nasıl yazabilirdim? Bu ızdırabı mı nasıl kâğıda dökebilirdim? Tam merhum pederimle vedalaştım. Hayvana bindin gidiyordum. Birde baktım, hizmet eri koşarak geldi. Elime bir mektup verdi..Mektubu açtım.Mektubu Ustad Kastamonu’dan Ürgüp Müftüsü olan kardeşi Abdülmecit vasıtasıyla gönderiyordu.”Hulusi’nin bir gailesi var,diye hissediyorum.Merak etmesin,Risale-i Nur’un şakirtlerine inayet ve rahmet, nezaret ve himayet ederler.Dünyanın meşakkatleri madem sevap verirler,geçerler, o musibetlere karşı sabır içinde ,şükür ile metanetle mukabele edilmek gerekir.Hem o, hem sizler, bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz.
Az sonra isyan olan bölgeye gittik. Döndük, dolaştık. O bölgeyi terk etmişler, dağlarda, mağaralara çekilmişler, Rahmet-i İlahiye yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden kana bulaştırmadan bizi kurtardı.(2)(Bkz. Ali Kaya, Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi, sf.348)


--------------------------------------------------------------------------------

(Belge–4)

CELAL BAYAR

Celal Bayar, halkı sükûnete çağıran su açıklama ile ise başlar: 'Ey Dersim halkı, eğer silahlarınızı terk ederseniz, sizin için kollarımız hazırdır. Merhametimiz büyüktür, fakat gazabımız daha büyüktür. Dilediğinizi seçmek sizin elinizdedir,
İsmet İnönü yumuşak ıslaha dönük programa karşılık daha sert imhaya yönelik geliştirilen politik programlar sonucunda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan vekili ve başbakan seçilen Celal Bayar komutayı da hükümetin iç ve dış politikasını 29 Haziran 1938 şöyle açıklıyordu:
‘’…Dersim meselesi
Bu senenin dâhili işleri noktayı nazarından size ehemmiyetle bahsetmeye değer bir mevzuu vardır. O da Dersim meselesidir. Dersimde bir ıslahat programımız vardır. Bu program yürümektedir. Yol, köprü, karakol ve mektep inşası suretiyle. Geçen sene Askeri harekât yapıldı. Bu bütün teferruatıyla herkesin malumudur. Bu sene içinde bu programa göre askeri harekâtın yürümesi lazımdır.
Geçen seneye nazaran burada bu sene, daha fazla kuvvetlerimiz toplanmıştır. Birkaç yerde de ufak tefek müsademeler oluşmuştur. Dersim için tatbik etmekte olduğumuz programın icabı olarak bu meseleyi sürati katiyete halletmek ve Dersim denilen işi sureti katiyete tasfiye etmek için alacağımız bir tedbir daha vardır.
Yakında ordumuz Dersim havalisinde manevralar yapacaktır. Bu münasebetle ordu, Dersim için vazife alacak ve umumi bir tarama hareketiyle tedip kuvvetlerine müzahir olaraktan, bu meseleyi kökünden söküp atacaktır.(bravo sesleri ve sürekli alkışlar)
Arkadaşlar, Dersimliler ne istiyorlar? Dersimli Orta Çağa ait bir zihniyetle orada oturup şekavet yapmak istiyor. Mal çalacağız, diyor. Silahla gezeceğim, müsamaha edeceksiniz diyor. Vatani mükellefiyetlerimi ifa etmeyeceğim. İmtiyazlı bir insan olarak hepinizin muvacehesinde dolaşacağım, diyor. Bilinmesi lazım gelen bir hakikat vardır ki, Cumhuriyet böyle bir vatandaş tanımıyor.(bravo sesleri ve sürekli alkışlar)
Cumhuriyet külfette olduğu kadar nimette, nimette olduğu kadar külfette müsavi ve seyyam muameleye tabi insanlardan mürekkeptir.(bravo sesleri sürekli alkışlar)Bu hakikat anlaşılıncaya kadar, kuvvetlerimiz orada fiilen bulunacaktır. Eğer ellerinde bulunan silahı teslim ederler ve Cumhuriyetin emirlerine ihtiyat ederlerse kendileri için yapacağımız şey, muhabbetle göğsümüzü açıp der aguş etmektir. Bu yapılacaktır. Dersimliler sesimizi işitmelidir. Bu kürsüden akseden bir sadayı, kendi menfaatlerine göre, muhakeme etmelidirler. Bizim sesimizde şefkat olduğu kadar, kudret de vardır. (alkışlar) Bu ikisinden birini intihap etmek, kendilerine aittir. Bilmelidirler ki şefkatimiz de kahrımızda boldur.
Cumhuriyet, herkesin kalbinde ve fikrinde garantileşmiştir, hiçbir şeyden pervası yoktur. Birtakım, vatani hizmetlerden kaçmış, bedbahtlara diyoruz ki, geliniz, görünüz, sizin istemediğiniz, yadırgadığınız ve yahut ila net ettiğiniz rejim ne yapmıştır? Buna göğsümüzü kabartarak, iftiharla ilave edebileceğimiz diğer bir şey vardır: Eserimiz seyrederlerken onlara diyoruz, sizi affettik…
İnkılâpçıların yapıcı kudretlerinin yanında bu da büyük bir faziletleridir. Bu fazileti, nadir meclisler, nadir inkılâpçılar elde edebilmişlerdir. Biz el elimizde muvaffak oluyoruz. İdealimizin tahakkuk ettiğini görüyoruz. Günahları da affetmek zevkine mazhar oluyoruz.(alkışlar) Bunu Şefimizin gölgesine ancak Büyük Millet Meclisi idrak edebilmiştir.(alkışlar)
Arkadaşlar, af meselesinin ifade ettiği diğer bir mana daha vardır. O da memleketimizde Türk vahdetinin ve rejiminin çelikleşmiş olmasıdır. Bunu cihana göstermek istiyoruz. Affımızın bir gayesi de budur. Yoksa birkaç bedbahtı affetmiş veya affetmemişiz, bunun maddi hiçbir kıymeti yoktur. Bizim Türk vahdeti üzerinde, daima hassas olduğumuzu söylersem, yanlış bir telakkiye uğramayacağına eminim. Kemalist rejim, bütün eserleriyle, bu milletin kalbinde, Nasıl bir mevcudiyet olduğunu göstermiş ve bütün bir terakki amili olarak hepimizin ruhuna irmiştir. Prestij ediyoruz, seviyoruz
Biz Kemalizm karşısına hangi memleketten gelirse gelsin, hangi manayı ifade ederse etsin, ister sağ, ister sol olsun, hangi yabancı bir cer yanı yadırgayan insanlarız. Bizim için esas olan şey Kemalist rejimdir. Türk vahdetidir. Türk milliyetçiliğidir .(alkışlar)
Söylevinden sonra 30 Haziran 1938 tarihinde TBMM’nin tatile girmesi nedeniyle Başbakan Celal Bayar’ın verdiği bir başka söylevde şöyle diyordu: Dersim sorununu kökünden çözmek için ordu manevrasında orduya görev verileceğini, böylelikle de takip kuvvetlerine tarama harekâtında yardım edeceğini belirtiyordu.(3) (Bkz. Ali Kaya, Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi, sf.330-331)


--------------------------------------------------------------------------------

(Belge–5)

Genel Kurmay Başkanlığının 26–7 -938 tarih ve seyahat 51 sayılı şifre telgraf namesi ile buna müteallik dosya – icra vekilleri heyetince 6.8.1938 tarihinde okunarak:
1.) Üçüncü Ordunun yapacağı manevranın 1 safhasını teşkil etmek üzere Tunceli de sükûn ve asayişin istikrarını temin etmek maksadı ile o mıntıkada yapılacak tarama harekâtı münasebetiyle ilişik krokide gösterildiği üzere (Karaca kale, Kürm Rıza'nın evi Munzur Suyu, Ana Komu, Hacı Dağ, Harcı Dağı, Karaca Kale hattının çevrelediği saha ile) Mahsumu Pak kalesi Zeynel tepe pilav tepe Ekrek köyünün 5 km kuzeyindeki Boz Tepe, Kuculu köyünden geçen dere ile bunun 2 km güneyinden geçen dere arasındaki su taksim hattı, Sekirge köyünden Yılan Dağına giden yol ( hariç ) Yılan Dağ 2100 rakımlı Hanife Tepe ve bu tepenin 4 km Doğusundaki tep Masumu Pak Kalesi çevresi içindeki ) sahanın 2848 sayılı kanunun 21 İnci maddesine göre 3 numaralı yasak bölge olarak kabul ve ilanı.
2.) Tunceli halkından garp illerine nakli, 20.5.1937 tarihli ve 2/666 sayılı kararname ile kabul edilmiş olan 2000 kişiye ilaveten bu seferki tarama hareketinde ve taramadan sona elde edilecek yasak bölge sahası halkında 3–5000 kişin daha garp illerine nakli ve Dâhiliye ve Sıhhiye içtimaili muavenet vekillerince müştereken tespit edilecek tevzi listesine göre, Trakya, Çanakkale, Bilecik, Bursa, Balıkesir Kütahya, Eskişehir Denizli Isparta, Burdur ve Muğla vilayetlerinde iskânları.
3.) Tunceli’nin yasak bölgeler sahasında haricinde oturan ve fakat yerlerinde bırakmaları caiz olmayan isimler ile nüfus miktarları 4. Umumi Müfettişlikçe tespit edilecek olan aşiret Reisleri, kol başları, seyitler ve şerirler ile aile ve yakınlarından garba nakli tabi tutulmaları.
4.) Maden ve Endüstri merkezlerinin amele ihtiyacının karşılamak üzere bu merkezlerden yerleştirilmeleri düşünülen ikinci fıkrada garba nakilleri mukarrer. Tunceli halkından 1500 kişiden,300 kişin Zonguldak’ da iskân edilmeleri ve geri kalan 1200 kişinin İzmit, Keçi burnu, Karabük, Fethiye ve Divriği maden ve endüstri merkezlerinde yerleştirilmeleri muvafık olup olmadığının ve muvafık görüldüğü takdirde, ne kadarının nerelere tevzii münasip olunacağının Dâhiliye, Sıhhat ve içtimai muavenet, iktisat vekillerine ve Genel Kurmay Başkanlığımızca memur edilecek zatlardan mürekkep bir heyet tarafından acele terkit edilerek verecekleri kararın Dâhiliye Sıhhat ve içtimai muavenet vekillerince tetkine.
5.) Taramadan ve sonrada elde edileceklerden isyana iştirak edenlerin ve mahkemeye sevkleri ve evvelce mahkûm oluna hali firarda bulunanlar haklarındaki hükümlerin infazı.
6.) Esnan dâhilinde olup askerliklerini yapmamış olanların askerli almaları.
7.) Tunceli mıntıkasında taramadan sonra silah toplama amelesiysine devam edilmesi.
8.) Memnu mıntıkanın muhafazası için kuvvet ifraz edilmesi onanmıştır.

(Bkz. Ali Kaya, Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi, sf.340) Aslının aynısıdır. 6.8.938

04.Mayıs.2008
Ali Kaya

Dersim Kulturgemain Berlin - Almanya


Not: Yukarıda sunulan belgeler kaynak gösterilerek yayınlanabilinir.






Antworten:


[ DERSİM 38 ]