NERDEN BASLAMALI EYÜP SANA ÖLÜM YAKISMADI
Makale yazarı: Ezeli Doganay Tarih, gün ve saat : 12. Ocak 2007 13:21:
1993 yilinin güzel bir yaz aksamiydi. kreuzberg ki bir cay bahcesinde. 20 yakin Kürt genciyle oturmus sohbet ediyorduk. O aralar Kaynak yayinlarindan yeni cikmis Dr. Cemsid Benderìn Kürt Tarihi ve Uygarli adli kitap Kürtler arasinda cok fazla okuyucusu olan bir kitapti. Kitapta Alevilige de yer verilmis Alevilik Türk kültürünün bir ürünüdür diyen resmi ideolojinin kiralik kalemsörlerini köseye sikistiran Dr. Cemsit Benderin bu calismasi adeta Kürt genclerinin Alevilik ve Kürtlük konusunda bir basvuru kitabi olmustu. Dogal olarak konumuz Dr. Cemsid Bender ve söz konusu kitabiydi. Kimi o görüsleri kayitsiz sartsiz Kabul ederken kimisi abartili buluyordu. Ilerleyen sohbettin heyecanindan olacak ki sonradan tam karsimda outran bir genci fark ettim. Saci sakali bir birine karismis garip giysiler icinde sakin durusuyla insane güven veren gülüsüyle cevreye pozitiv enerji dagitan bu insani fark eder etmez once hos gelisler yaptim sonar sordum kim oldugunu. O sorularimi yanitlamadan direk konuya girdi ve Alevilikte varligin dogusunu insan doga evren birligini anlatmaya basladi. Biraz once ki o kadar kalabalik insan arasinda ki tartismanin harereti düsmüs sanki hic kimse orada yok ve konusan kisi kendi kendine konusur gibi bir sesizlik cöktü ortaya.
Kimse bir tek kelime etmeden büyük bir zevkle onu dinliyor o da dikkatle dinlenildiginin farkina vardigindan sözcükleri özene bezene severek büyük bir salonda karsisinda binlerce insana konferans verir gibi ellerini kollarini kullanarak konusmasini sürdürdü. Konusmasi o kadar büyülüydü ki bitisinden bir iki dakika gectigi halde hala her kes ne söyleyecek diye onun agzina bakiyordu. Konusmasinin bittigini yine kendisi söyledi ve dinleyenlerden sorusu olup olmayani sordu. Kimse agzini acip tek bir sey söylemedi. Kimdi bu adam? aramiza ne zaman katilmisti? bu kadar engin bilgiyi bu kadar güzel konusma sanatini ne zaman nereden edinmisti? Kürt degildi ruhi sekillenmeside Kürtlere benzemiyordu. Sesiz sakin ve ictendi anlattiklarinda samimi ve inancliydi. Derken onun konusmasi o aksamin son konusmasi oldu bana telefonunu verdi ve yine ayni sesizlikle aramizdan ayrilarak üzerine cevrili tüfegin namlusu gibi kirk tane gözü ardinda birakarak kayboldu.
Ben o aralar Cagdas Halk Ozani adinda bir dergi cikariyordum. Almanya ya geldigimde Halk Ozani adinda bir dergi cikiyordu o derginin kadrosu icine girerek yedinci sayisina kadar birlikte cikardik. Dergide kimler yoktu ki. Mustafa Demir, Ozan Emekci, Sah Turna, Safak Altun, Nursani, Osman Dagli, Hasan Kuzu, Haydar Korkmaz, Zamani vs. Daha sonra derginin bütün yükü ben ve Mustafa dEmirin üzerine kalinca dergi kapandi. Aradan iki yil gecti o dönemlerde hem calisiyordum hemde Newrou gazetesinde köse yazarligi yapiyordum ayrica Azadi gazetesinde de sürekli arastirma yazilarim yayinlaniyordu. Mustafa Demir ile tekrar konustuk ve Cagdas Halk Ozani adinda bir dergi cikarmaya karar verdik. Dergiyi cikarmadan önce Berlinde yasayan ne kadar yazar cizer düsünür ve edebiyat emekcisi varsa haber verdik bir toplanti düzenledik ancak gelen insanlarda genellikle “ hele siz bir cikarin basarili olursa biz yaninizdayiz basarili olmazsa biz zaten yoktuk” havasi vardi. Mustafa ile isi gögüsleyip ilk sayiyi cikardik. Mustafa Demir bu konuda cok deneyimli bir yazar daha önce Yilmaz Güney ile birlikte Mayis Dergisini cikarmis Parantez ve Halk Ozani dergilerinin cikisina da katkilar sunmus sonra Yabanel dergisini cikarmis ve Yabanel yayinlarinin sahibiydi. Cagdas Halk Ozani Dergisinin yayin yönetmenligini üstlendim ve ilk sayiyi cikardik ülkeye Avusturalya ya Amerikaya her tarafa gönderdik. Olumlu tepkiler aldik ama bu tepkiler Mustfa Demir ile ayrilmamiza neden oldu.
Mustafa Dergide Kürtce ye yer vermemizden yana degildi. Kürt kültürü ile ilgili yazilarin basilmasini istiyordu ama Kürtce olsun istemiyordu. Avusturalyanin Sidney kentinde dergimizin sorumlulugunu üstlenmis Riza Colpan ki kendisi onlarca kitabi olan degerli bir ozan yazardir “Dergiyi cok Türkilestirdigimiz” den yakiniyordu. Ismet Zeki Eyüboglu ise bize gönderdigi mektupta “derginin Kürtlere ve Kürtceye cok agirlik verdi”gini söylüyordu. Fakir Baykurt ise Derginin cizgisini begendigini Halk siirini konu alarak cikan ilk dergi oldugu icinde önemli buldugunu yaziyordu. Mustafa Kürtce yazinin girmemesi konusunda israr edince ayrildik ve ben dergiyi iki sayi daha yalniz basima cikardim.
Bir ara Hastahanede yattim bogazimdan amaliyat oldum. Özgür Politika gazetesinden beni aradilar “Mümkünse Anadolu Halk Ozanligi Gelenegi Hakkinda” bir yazi yazabilirmiyim diye soruyorlardi. Yazdim gönderdim iki gün üst üste tam sayfa yaziyi bastilar o yaziyi Eyüp can da okumus olmali ki bir gün telefonum caldi kaldirdim yine ayni sakinlikte konusan 3 ay önce duydugum o sakin ses hal hatir sorduktan sonra vaktim varsa görüsmek istedigini söyledi. Vaktim vardi hastahaneden cikmis sagligima kavusmus islerimin basina gecmistim. Buyur ettim adres verdim bir saat sonra eve geldi. Bu onunla biraz daha yakinlasmami sagladi
Siirlerinin oldugunu bunlari yayinlamak icin yer aradigini söyledi kendisinin bir siirini Cagdas Halk Ozani Dergisinde yayinlandim. Okudu cok sevindi bir soraki görüsmemizde bir kac siiri ile birlikte geldi birde uzun bir yazi yazmisti halk kültürü ile ilgili. Dergiyi birlikte cikarmayi önerdim kabul etti. Gün tespiti yaptik ve bir restorantta bir Pazar günü bir araya gelerek neler yapabilecegimiz konusunda konusacaktik. Tamam dedi ve ayrildik yine adres defterimde adlari ve telefon numaralari olan bir cok kisiyi davet ettim denen gün ve tarihte 17 kisi bir araya geldik. Nuride Atesi, Özgür Baris, Riza Taner, Asena Görkem, su anda hatirlamiyacagim bir katilimcilarla birlikte Eyüp Cani bekledik. Ben arkadaslara Derginin yönetimi degisti sahibi benim yayin yönetmeni birazdan gelecek olan Eyüp Aktürk arkadasimiz olacak dedim. Aradan 3 saat gecti ve Eyüp gelmedi. Dogal olarak dagildik ancak önemli bir sorun olmali yoksa neden gelmesin ki diye düsündüm eve geldim o zamanlar cep telefonlari yoktu esime sordum kimsenin telefon acip acmadigini ögrenmek istedim aldigim yanit hayirdi. Sasirdim ama Dergiyi yayina yeni sayisini hazirlamakla mesgülken bir gün Türkiyeliler merkezine ugradim orada Eyüp Cani gördüm beni görünce biraz mahcup oldu ancak kisik bir sesle “toplanti nasil gecti” diye bildi. Onun bu sorusu beni daha cok üzdü ben gerekcesini beklerken o hic bir sey olmamis gibi toplantinin gidisatini soruyordu.
Sonra aradn yillar gecti 1998 yilinda Pir Sanatin baskani iken. Yönetim kurulu odasina giren bir üyemiz “baskan saci sakali karisik bir adamla bir kadin seni görmek istiyorlar” Disari cikip salona gectigimde Eyüp Can ile bir bayan arkadasi gördüm. Artik gecmisi unutmustum hos bes ettik bayan arkadasi benimle tanistirdi “ Hür üniversitede okuyan bir kisi” oldugunu “doktora tezini Alevi örgütlülügü üzerine” oldugunu bu yüzden benimle görüsmek istedigini söyledi. Konustuk Bayan arkadas yaninda ses alici cihazini da getirmisti bir saatlik söylesiden sonra kalkip gittiler ama Eyüp Can ile dostlugumuz tekrar yeniden baslamisti. Arada bir Pir Sanatta gelir o tatli dili ile saatlerce canlarla sohbet ederdi.
Bir gün beni AAKM davet etti. “ Bak Ezeli ben Türküm ama cemevindeki insanlarin tümü benim disimda Kürttürler. Ben Türk oldugum halde Kürt dostuyum onlar Kürt oldugu halde Kürt düsmanidirlar. Bu yüzden elinden geldigince orada sakin sohbet edeyim demiyesin kavga cikar” sasirmadim gidisati biliyordum. Pir Sanat da biz Eyüp Cana sahattlerce söz hakki verirken bir Alevi Kürt kurumunda bir Türk canimizi mihman olarak kabul ederken ne yazik ki büyük cogunlugu Kürt olan bir Alevi kurumunda Kürtlerin konusma hakki yoktu. Gittim bana cay getirdi oturduk cemevinin ön salonunda uzun uzun sohbet ettik Eyüple ama oradan mutsuz gibiydi her konusmasindan sonra sagini solunu dikizliyordu sanki izleniyormus gibi bir psikolojisi vardi. Pir Sanatta daki konusma rahatliginin cemevinde olmayisindan yakiniyordu.
Mahzuninin ölümünden 1 yil sonra tesadüfen bir yerde görüstük. “ Bak simdi Ezeli ne kadar sair bozuntusu varsa ne kadar sirtlarinda siir lesi gezdiren kabiz ozan varsa Mahzuninin sirtindan kendilerini aklayacaklar ona siirler övgüler dizecekler ünlü olmak icin bizim insanlarimiz ölülerini kullaniyor” demisti ve dedigi gibide cikti.
Ölümünden bir kac saat önce Berlinde uydu üzerinden dünyaya yayain yapan TD1 adli televziyonda TÜRKÜ PINARI adi ile programlar yapan Siddik Doganìn konuguydum. TV ye gitmeden sazimi sirtima bir silah gibi asarak önce kreuzberg de Saray kitap evine ugradim kitapevinin icinde gezinirken saga sola baktim pencerenin önünden Eyüp geciyor disari ciktim merhabalastik “Silahi boynuna asmissin nereye böyle?” TD1 de Programimin oldugunu aksam dokuzda baslayacagini ve mutlaka izlemesini söyledim ikinci gün bulusup üzerinde konusacaktik. Söz verdi tamam izlerim konusuruz.
Ikinci gün hakka yürüdügünün haberini aldim
Ölüm adin kales olsun.