AVRUPA GERCEGI
Makale yazari: Yücel Özdemir Tarih, gün ve saat : 03. Mayis 2008 14:35:
Zengin ülkenin yoksul insanları
Bugün 1 Mayıs. İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününün ilan edilişinin 119. yılındayız
Günümüzde; refah, zenginlik ve sosyal adalet memleketi olarak gösterilen Avrupa’nın en büyük ve zengin ülkelerinden biri olan Almanya’da, 82 milyon 262 bin kişi yaşıyor. Ama bu insanların 11 milyonu yoksulluk içinde.
4 milyonu her an yoksul kalmayla karşı karşıya.
İki rakam alt alta toplanıldığında 15 milyon, yani ülke nüfusunun yüzde 18.3’ünün yoksulluk içinde veya yoksulluk tehdidiyle yaşadığı görülecektir.
Sadakaya muhtaç 1 milyona yakın insana her gün en azından bir öğün sıcak yemek 1200 yardım derneği tarafından veriliyor.
2.5 milyon çocuk yoksul.
UNICEF’in açıklamasına göre Almanya gibi bir ülkede çocukların durumu oldukça kötü. Gelişmiş 22 ülke arasında 11. sırada yer alıyor.
Keza, eğitim alanında da benzer bir durum söz konusu.
Yaşlılar cephesinde de tablo aynı.
3 milyon emekli, ortalama aylık olan 880 Avro’dan daha az bir gelire sahip.
Tek başına yaşayan emeklilerin üçte biri yoksul.
İki yıl sıfır maaş alan emeklilere sadece 13 Avro zam verilecek.
Eğer gidişat böyle devam ederse, önümüzdeki 15 yıl içinde yoksul emekli sayısı 4 milyona çıkacak.
Son yılların en önemli sorunu ise düşük ücretli işlerde çalıştırma.
2006’da 6.5 milyon insan (çalışanların yüzde 22.2’si) düşük ücretli işlerde çalışıyordu. Yani her beş çalışandan biri...
Bunların 2 milyonunun saat ücreti 5 Avro’nun altında.
Sendikalar 2007’nin sonu itibariyle düşük ücretli işlerde çalışanların sayısının 7.3 milyona çıktığını tahmin ediyor. Yani; bu emekçiler, ailelerini geçindirmek için günde 8 saat bir işte çalıştıkları halde ailelerini geçindiremiyor, devletten yardım almak zorunda kalıyor.
400 bin emekçi taşeron firmaların ağına düşmüş. 500 bin emekçi “mini-iş” denilen yarım günlük işlere gidiyor.
300 bin emekçi saat ücreti 1 Avro olan “sosyal işler”de köle gibi çalıştırılıyor.
Ama bütün bunlara rağmen Hıristiyan-sosyal demokrat hükümet, işsizlik rakamlarını düşürmekle övünüyor. En güncel rakamlara göre ülkede 3 milyon 507 bin işsiz var.
İşsizlerin yüzde 47.9’u kadın, yüzde 52.1’i erkek. Ortalama yüzde 8.4 olan işsizlik, yaşı 25’in altında olan gençler arasında yüzde 10.4, 50 ve üzerinde olanlar arasında yüzde 25.8, yabancılar arasında yüzde 14.9.
Türkiye kökenli göçmenler arasında işsizlik yüzde 30. Bu oran Berlin’de yüzde 50.
Sendikalar ise resmi rakamların gerçeği ifade etmediğini belirtiyor ve gerçek işsiz sayısının 8 milyonun üzerinde olduğunu ifade ediyor.
Çünkü, mart ayı sonu itibariyle, yine devletin resmi rakamlarına göre 6 milyon 210 bin insana işsizlik parası ve işsizlik yardımı ödeniyordu.
1 milyon 933 bin kişiye ise sosyal yardım...
Bu rakamlar alt alta konulup toplandığında, 8 milyon 143 bin kişinin işsiz olduğunu ya da bir işte çalıştığı halde yardım almak zorunda kaldığını gösteriyor.
Emekçiler cephesindeki sefilleşme artarken, tekeller ve menajerler kazanmaya devam ediyor.
Yani, Bertholt Brecht’in dediği gibi: “Eğer biz yoksul olmasaydık, onlar zengin olmazdı!..”
2004-07 yılları arasında işverenlerin serveti yüzde 38, işçilerin geliri yüzde 4.2 arttı. Aynı yıl içerisinde ücretler yüzde 2.3 azaldı.
Alman Borsası DAX’a kayıtlı 30 tekel, kârını 2004-07 arasında yüzde 185 artırdı.
Aynı süre içerisinde tekel menajerlerinin maaşları yüzde 13 artarak ortalama 2.9 milyon Avro’ya çıktı. Ücretlere ise sadece yüzde 1.4 zam yapıldı.
Yani ortalama bir işçinin, ortalama bir menajerin bir yıllık maaşını kazanabilmesi için 116 yıl çalışması gerekiyor.
Örneğin Deutsche Bank’ın başkanı Josef Ackermann’ın yıllık kazancı 14 milyon Avro.
Yıllık ortalama geliri 25 bin Avro olan bir işçinin, Ackermann’ın bir yıllık maaşını kazanabilmesi için 560 yıl çalışması gerekiyor.
Yüzde 2’lik azınlık zenginliğin yüzde 70’ini elinde tutuyor.
Kârlarını artıran tekeller, işçileri işten atmaya da devam etti.
BMW 8 bin 100, Siemens SEN 6 bin 800, Henkel 3 bin, Nokia-Siemens Networks- NSN 9 bin, Continental- VDO 2 bin ve Telekom’da toplam 32 bin işçiyi işten atacağını çoktan ilan etmiş durumda. Daha çok işi daha az işçiyle yaparak daha fazla kazanmak istiyorlar.
Böyle olunca, tabii Almanya yine ihracatta dünya şampiyonluğunu kimseye kaptırmıyor...
...
Yoksulluk ve zenginliğe dair veriler daha ayrıntılı sıralanarak uzatılabilir. Ama ne yapılırsa yapılsın, bütün göstergeler Almanya gibi zengin bir ülkede fakir ile zengin, işçi ile patron arasındaki uçurumun her geçen gün arttığını göz önüne seriyor. Ekonomik ve politik gelişmelerin tümü, bu çelişkilerin giderek derinleşeceğini gösteriyor. Bu da işçi sınıfının mücadelesini er ya da geç büyüyeceğini ortaya koyuyor.
İşte Almanya’da işçi sınıfı ve emekçiler, zengin ile yoksul arasındaki makasın en fazla açıldığı bir dönemde 1 Mayıs’ı kutluyor. Bu çelişki doğal olarak bugün kendisini meydanlarda hissettirecek. Emekçi düşmanı neoliberal politikalara karşı verilecek yanıt oldukça anlamlı olacaktır. İşçi sınıfının daha fazla yoksullaşmaması, sermayenin zenginleşmemesi için birleşik, güçlü bir sınıf hareketi ise bütün ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da kaçınılmazdır.