BASINA VE KAMUOYUNA
Makale yazari: Alevi Bektaºi Federasyonu Tarih, gün ve saat : 06. Mayis 2008 12:26:
ABF Genel Baºkanı Turan Eser, Avrupa Komisyonu’nun geniºlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile 5 Mayıs 2008 günü akºam yemeğinde buluºtu. ABF Genel Baºkanı yarın (Salı günü) Ankara’da Bakanlar düzeyindeki Türkiye-AB Troyka toplantısı öncesi, Alevilerin Türkiye’de yaºadıkları sorunları Avrupa Komisyonu Üyesi Olli Rehn baºkanlığındaki heyete anlattı ve trokya toplantısında ele alınması ve görüºülmesi talebi ile aºağıdaki mektubu Avrupa Komisyonu Üyesi Olli Rehn’e verdi.
Mr. Olli Rehn,
Commissioner for Enlargement
European Commission,
Ankara - Brussels
05 Mayıs 2008, Ankara
Sayın Olli Rehn
Öncelikle nazik davetiniz için, ºahsım ve kurumumuz adına teºekkür ederim. Bu vesileyle sizi, Alevilerin karºı karºıya oldukları sorunlar ve bu sorunlar karºısından AKP hükümetinin tavrı hakkında bilgilendirmek istiyorum. Kuºkusuz, Türkiye'deki süreci dikkatle izliyor ve AKP hükümeti döneminde Alevilere iliºkin yapılan ve yapılmayanları takip ediyorsunuz. Bu süreçte AB delegasyonlarını, Alevilerin sorunlarına iliºkin kapsamlı dosyalarımızı sunarak, bilgilendirdik. Bu mektubumuzda son dönemlerdeki güncel sorunlar ve geliºmeler hakkında görüºlerimizi aktarmaya çalıºacağım.
1998 yılından beri AB ilerleme raporlarına konu olan Alevi sorununa iliºkin olarak, 2008 yılına kadar olumlu hiç değiºim olmadığı gibi, AKP hükümeti döneminde sorunlarımız daha da artmıºtır.
Sayın Olli Rehn
AKP hükümetinin Alevi sorunu karºısındaki politik tutumu, Avrupa Konseyi’nin temel amacı ve Avrupa düºüncesinde en önemli yer alan "insan haklarını, demokrasiyi ve hukuk kurallarını korumak ve geliºtirmek olduğunu ve yaptığı tüm faaliyetlerin bu temel amaca katkısı olması gerektiği" ilkelerine çok uzaktır. Bunun en somut kanıtı, AKP hükümeti sonrası, 2002 yılından beri yayınlanan AB ilerleme raporlarındaki “Alevilerin korunmasını ve tanınmasını”, “dini toplulukların temel haklarının eksiksiz olarak temin edilmesi", “Aleviler ibadethane açmakta zorluklar yaºamaktadırlar”, “cem evlerinin dini merkez olarak tanınması” ve “Zorunlu din eğitimine iliºkin güçlükler yaºamaya devam etmektedir” değerlendirmelerine rağmen, demokratikleºme ve bu sorunların çözümü yönünde tek bir adım bile atılmamıºtır. Kamuoyunu yanıltmaya yönelik "AKP'nin Alevi Açılımı" projesi ise samimiyetten uzak bir adımdı. Bunun samimi olmadığının en somut kanıtı ise, ABF'ye bağlı 178 kurum ve iºbirliği içinde olduğu 30 civarındaki vakıf ve dergahlar davet edilmemiº ve bu "Açılım" konusunda ABF ve vakıflardan tek bir görüº alınmamıºtır. "Türban sorununu" TBMM'de tartıºmaya açan ve üniversitede serbestliğini yasallaºtıran AKP hükümeti, "Alevi sorununu" TBMM'de ele almadığı gibi, TBMM'ne gündemine gelen Alevilik sorunlarına iliºkin tartıºma ve Alevilerin durumunu iyileºtirmeye dönük yasal değiºiklik önerileri AKP üyelerinin oyları ile red edilmiºtir. Buna iliºkin somut kanıtımız ise, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında TBMM'e getirilen "Madımak müze olsun", "Cemevleri ibadet yeri olarak kabul edilsin", "zorunlu din derslerinde ayrımcılığın giderilmesine dair" tartıºmalar ve en son olarak "2008 Bütçesinden Alevilere pay verilmesi" önergeleri AKP oyları ile red edilmiºtir. Bunlar TBMM tutanaklarında mevcuttur.
Sayın Olli Rehn
Alevi köylerine zorla cami yaptırma giriºimleri ya da Alevi köylerine Sünni din görevlisi imamların gönderilmesi halen sürmektedir. Alevilerin inanç merkezi olan cemevleri halen ibadet yeri statüsüne kavuºmamıº ve AKP hükümeti cemevinin ibadet yeri olarak kabul edilemeyeceğini resmi bir politik tavır halinde savunmaya devam etmektedir. Gerek AİHM, gerekse Türkiye'de 8. Danıºtay zorunlu din derslerinin içeriğine iliºkin, "insan hakları ve inanç özgürlüğü açısından kesin bir hak ihlali olduğu" değerlendirmesini yapmasına rağmen, AKP hükümeti hukukun evrensel ilkelerine karºı açıktan karºı çıkarak, mevcut zorunlu din derslerinin devamını savunmaktadır.
AKP hükümeti döneminde artan kadrolaºma ile birlikte kamusal alanda, Sünni anlayıº doğrultusundaki dindarlaºma, kamusal hizmetlerin sunumuna yansımıº olup, örneğin eğitimde skandal düzeye varacak kötü örnekler artmaya baºlamıºtır. Zorunlu din derslerinde, öğrencileri korkutarak dindarlaºtırma amacıyla DVD filmleri gösterilmektedir. Bu eğitim tarzı ile çocukların ruhsal sağlığı tehlikeye sokulmakta ve okullara Alevi ve Gayri Müslim çocuklar üzerindeki baskı ve ºiddet artırılmaktadır. 2007 ve 2008 yılları içerisinde basına yansıyan ve yansımayan olaylara göre, Alevi çocuklar eğitimde ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmaktadır. TBMM İnsan hakları Komisyonu'na kadar intikal eden bu hak ihlalleri belge ve kanıta dayalıdır.
Demokrasi ve insan hakları konusunda, evrensel geliºmelere rağmen, laiklik karºıtı ve tekçi bir yapı olan Diyanet ݺleri Baºkanlığı (DİB) giderek güçlenmekte ve bu gücüyle siyaset üzerindeki dinsel vesayetini artırmaktadır. Yani ülkemizde MGK'nın sivilleºmesi ne kadar demokratik bir talep ise, siyaset üzerindeki Din ݺleri Yüksek Kurulu (DİYK) ve DİB vesayetinin kaldırılması ve bu kurumlar sivilleºmesi talebimizde o kadar demokratiktir. Bizim arzumuz ve talebimiz devletin sosyal, hukuksal, demokratik ve ekonomik alandaki asli görevi olan alanlarına yönelmesi ve dönmesidir. Yani din ve dindar üretmekten vazgeçmelidir. Ümmet değil, yurttaº yetiºtirmelidir. "Öbür dünya"ya değil, "bu dünya"ya yatırım yapmalıdır.
Sayın Olli Rehn
AB'ne üye ülkelerinde, kamusal hizmet alanındaki istihdam kriterleri arasında bilgi, tecrübe, birikim ve eğitim düzeyi aranır. Kamunun en önemli pozisyonlara yönelik, istihdam politikasındaki kiºinin "dindarlığı" değil, o alana dair bilgi, birikim, tecrübesi ve eğitimi göz önünde bulundurulur. Oysa AKP hükümeti ile birlikte, Türkiye'de, hükümet üyeleri ve en önemli bürokratlar orta öğretimlerini, 100 binden fazla cami ve mescide imam, hafız ve hatip yetiºtiren İmam Hatiplilerdir. Siyasetlerini ise hukukun ve demokrasinin evrensel ilkelerini değil, dini referans alarak yapmaktadırlar.
AKP ile Türkiye'de siyasetin ve hukuk dilindeki değiºim, giderek daha belirgin hale gelmiºtir. Örneğin, AB'ne üye herhangi bir ülkenin Baºbakanı ya da Din görevlisi, AİHM'nin ya da ulusal mahkeme kararına karºı ilahi hukuku örnek gösterip, din kurallarını referans göstererek, "Papaza ve kiliseye sorun" diyebilir mi? Gerek Baºbakan, Gerekse Diyanet ݺleri Baºkanı, AİHM'in türban ve zorunlu din derslerine iliºkin kararı karºısında evrensel hukuku değil, ºeriatın ulemalarını referans göstermiº ve islam "ulemasına sorun" demiºlerdir. TBMM çatısı altındaki tüm siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuksal konulardaki görüºmelerde kullanılan dil, giderek dinsel referanslarla beslenmiº ve yeni bir dindarcı siyaset dili oluºmaya baºlamıºtır. Bu dil ise tekçi ve dincidir. Çok kültürlü, demokrasinin ve hukukun evrensel dili değildir.
Sayın Olli Rehn
Sizin ºahsınızda, AB'nin tüm ilgili komisyonlarını ve birimlerini, Alevilerin konumlarında olumlu bir değiºim olmadığı konusunda bilgilendirmek istedik. Alevilere yönelik ayrımcılık uygulamaları, hükümetin asimle etmeye dönük projeleri sürmektedir. Bu nedenle, AB'ne üyelik sürecinde görev yapan AKP hükümetini, Alevilerin sorunlarının iyileºtirilmesi konusunda, sorumlu davranmasını talep ediyoruz.
ABF, Alevi sorununun çözümünde diyaloga açıktır. Diyalogun birinci koºulu ise tanınmaktan geçer. Oysa AKP hükümeti ABF'yi ve Alevileri tanımamakta ve tutumda ısrar etmektedir. Bu nedenle 2002 yılından beri görüºme talebimiz kabul edilmemiº ve bize randevu verilmemiºtir. Yani "Aleviler AKP'nin diyalog arayıºını cevapsız bırakmıºtır" görüºü gerçeği yansıtmamaktadır.
Alevi Bektaºi Federasyonu olarak taleplerimizin karºılanması ve Alevilerin sorunlarının çözümü doğrultusundaki tüm görüºme ve diyaloga açık olduğumuzun bilinmesini, ºahsınız aracılığıyla duyurmak isteriz. AB Dıº ݺler Komisyonu'nun da içinde yer alacağı, AKP hükümetiyle bir görüºmeye taraf olduğumuzu ve hükümetin bu konudaki samimiyetin test edilmesi açısından önemli olduğunu düºünüyoruz.
Türkiye'de bulunduğunuz süreç içerisinde güzel vakitler geçirmenizi temenni ediyor, çalıºmalarınızda baºarılar diliyoruz.
Saygılarımla.
Turan Eser
Alevi Bektaºi Federasyonu Genel Baºkanı