Gerçekler böyle kardesler...
Makale yazari: eren Tarih, gün ve saat : 12. Mayis 2008 13:05:
Gerçekler böyle kardeşler...
Ahmet Altan
Bazen gerçekleri hiç öğrenmesek mi diye düşündüğüm oluyor doğrusu.
Çünkü gerçekler korkunç bu ülkede.
Bugün, Zihni Çakırın kitabında da yer alan MİTin Sabancı cinayeti hakkındaki raporunu yayınlıyoruz.
Türkiyenin en büyük işadamlarından birinin öldürülüşünün ardındakileri görmek insanın tüylerini ürpertiyor.
MİTin raporuna göre, Özdemir Sabancıyı öldüren çetenin üyelerinden biri bir yüzbaşı ve cinayet günü Sabancı Centerın 25. katında o da var.
Fehriye Erdal ile Mustafa Duyar ise devletin istihbarat teşkilatlarına çalışıyorlar.
Büyük bir ihtimalle, Fehriye Erdalı Sabancıların yanına yerleştiren de o istihbarat teşkilatlarından biri.
Cinayeti planlayanlar polis şefi Hüseyin Kocadağ ile o sırada polis tarafından aranmakta olan Abdullah Çatlı.
Cinayeti para karşılığında üstlenen ise DHKP-C.
Suikastı gerçekleştiren şebekesinin bileşimi dehşet verici.
Bir asker, istihbarat teşkilatlarının ajanları, bir polis şefi, devlet çetelerinin içinde yer alan bir suçlu ve bir illegal örgüt.
Bu ölüm kokteyli bir araya nasıl geliyor?
Fehriye Erdal ve arkadaşları, bu cinayet için, çalıştıkları hangi istihbarat teşkilatından emir alıyorlar?
O yüzbaşı bu cinayete kim adına karışıyor? Hangi birimde çalışıyor?
Bir devlet çetesi olan Susurlukçularla sol olduğu söylenen illegal bir örgütün ilişkisi ne?
Belli ki aslında bu soruların cevapları da biliniyor. MİT
raporu açıkça belirtmese de, Fehriye Erdalla arkadaşlarının istihbarat teşkilatlarına çalıştığını söyleyerek bu cinayetin devlete bağlı bir istihbarat teşkilatı tarafından örgütlendiğini ima ediyor.
Her yerde devletin parmak izleri var.
Bunlar çok açık olan izler ve bu izlerin peşinden gidip de işin köküne ulaşan kimse yok.
Dünyadaki her devletin karanlık ve karışık işleri vardır.
Ama gelişmiş ülkelerde hukuk devletin karanlık yüzünü de yakalar.
Amerikadaki İrangate olayını hatırlayın.
Orada da İrana silah satıp bu payı gerillalara veren bir derin devlet örgütü yakalanmıştı.
Örgütün izleri sürülmüş, bir yarbay yargılanıp cezalandırılmıştı.
Ama bizde kimse Sabancı suikastındaki yüzbaşının ardına düşmedi.
Üstelik raporda adı da açıkça yazıyor.
Gelişmiş ülkelerle aramızdaki fark da bu zaten:
Hukuk.
Amerikada da bizde de derin devlet var ama Amerikada bir de hukuk var ve derin devletin yayılıp bütün devleti ele geçirmesini bu hukuk engelliyor.
Bizde ise hukuk yok ve derin devlet cinayetleriyle, suikastlarıyla, kanlı ilişkileriyle devletin içine yayılabildiği kadar yayılıyor.
Avrupa Birliği bize, sizin de hukukunuz olsun diyor.
Ve Danıştay Başkanı kalkıyor bizim de hukuka sahip olmamızı isteyen Avrupaya sen bizim işimize karışma diye cevap veriyor.
Avrupa karışmazsa hukuk daha mı sağlam olacak Türkiyede?
Yoksa daha mı çürük?
Danıştay Başkanı, hukuku sağlam bir ülke mi istiyor yoksa hukuku çürük bir ülke mi?
Başkanının Avrupaya bize karışma dediği bu Danıştayın başsavcısı da darbeleri övmüştü ve gene bu Danıştay darbeleri övmenin suç olmadığına karar vermişti.
Danıştay Başkanının devamını istediği, kimseye dokundurmadığı hukuk sistemi bu işte.
Hukukçularının hukuktan böylesine nefret ettiği kaç ülke var yeryüzünde, bilmiyorum.
Ama Avrupada bu tür ülkeler yok.
Bizim hukukçuları kızdıran da bu.
Onlar, devleti hukuksuz olduğu ölçüde güçlenen bir örgüt sanıyorlar.
Devlet, hukukun disiplininden koparsa çete olur.
Bir devletle bir çeteyi birbirinden ayıran hukuktur.
Hukuk olmadı mı böyle cinayetler işlenir işte. Kims
e katilleri yakalamaz.
Herkesin hayatı tehlikeye girer.
Hukukun olmadığı bir ülkede kimin hayatı güvende olabilir?
Hukuk olmadığında insanları kim korur?
Artık dünyanın bütün gelişmiş ülkelerindeki toplumlar birbirlerini denetliyorlar, devletlerin hukuksuzluğa kaymasını önlemekteki en kuvvetli çare bu.
Ancak toplumların dayanışması devlet zorbalığını önlüyor.
Ama bizim hukukçular bu toplumlararası dayanışmayı halka dışardan karışmak olarak anlatıyorlar.
Peki, sevgili hukukçularımız, başka toplumlarla dayanışmadığımız zaman siz bu ülkeye hukuku yerleştiriyor musunuz?
Yoksa derdiniz özgürce darbeleri övmek, 367 gibi hukukla alakası olamayan saçma sapan kararları kimsenin denetlemesine izin vermeden çıkarmak mı?
Siz neyin bağımsızlığını ve özgürlüğünü istiyorsunuz?
Ve, siz bu devlet cinayetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir de bu konuda konuşsanız da ne düşündüğünüzü anlasak.
Taraf Gazetesi, 11 Mayıs Pazar