Lili Marlen Türküsü sadece ve sadece benim şarkımdı..

www.yenialevihareketi.com

Makale yazari: GOLDAT Tarih, gün ve saat : 12. Mayis 2008 11:08:

“Lili Marlen Türküsü sadece ve sadece benim şarkımdı.”

Bunu söyleyince notaların içinde dolaşma payımı gördüm.
Yarıladım. Yarı+sende ,yarı+bende.
Sıra sende
Ve
Sıra bende.

“Lili Marlen Türküsünü” yarılamanın adıydı hisler. Hisleri bir şarkının ta dibine atmanın yeri nedir, bilemem.

Sırası gelen bir şeyler yoktur belki de.
Erteleyeceğimiz ne kadar senlerimiz benlerimiz var? Ne işe yarar bu benler? Ben, afallayan bir cümle sadece. Kurala tabi tutulan, askıya alınan, bir kenara atılan ve “Etnik-i Eterya Cemiyetinin” bizdeki en sevimsiz üyesi.
Zararlı cemiyet.
Ben,
Bizdeki biz olmayan biz.
Ben,
Ağırlık yapan, yoran, terleten alışkanlığımız.
Ben,
Sesini duymak istemediğimiz ses.
Ben,
Mutluluğun avcısı. Vuranı. Tehdit edeni.
Ben,
Sahip çıkmaktan korktuğumuz çakı.
Ben,
“SEN’in” yanına koyamadığımız I.tekil şahıs zamiri, kiri.

“Lili Marlen Türküsü” hangi radyodan çalınırsa çalınsın ses benden çıkar. Dünyaya ben dinletiyorum bu müziği.
Frekansı değiştirsem,
Zagrep Radyosunun sesi mi kalır gök kubbede.
Zagrep Radyosu,
Lili Marlen Türküsü
Ve
Ben.

Bir de şairlerin bizim kirlerimize ortak olacak şiirleri.
Değiştirsem yıkık kentin çiçeklerinin saksılarını ne olur?
Çiçekler mermi üretir yeri geldiğinde ve Bağdat yıkılmıştır.

Hangi şehrin sırası geldi kim bilir? Şam’a aşığım.
İstanbul, Buhara, Semerkant, Bosna, ve onun “Lili Marlen Türküsü.”
Şehirler ve yıkıntıları.

Onun şarkısı ve benim şehirlerim.
Sussa, bir bir şarkılar çökecek.
Bir bir şarkılar yıkılacak.
Şehirleri işgal eden bir tını.
Şarkılar, yalnızlıkla basılır her gece.
Ve herkes kendi şarksının salyangozu.
Ve herkes bir başkasında kendi izini sürer.

Bulunan şehirler.
Bulunan şarkılar.
Herkes bir şarkı besteler içindeki şehre.
Herkes, bir şehir fetheder şarkı bestekarına.
Şarkının bestekarı dinleyendir.
Şehrin anahtarı şarkının içinde.

Sussan şair kenti yıkmaya başlar.
“Sussan yıkılır bu kent. Kuşlar da gider”

Kentlerin yıkıntıları arasında dolaşan Ahmet Telli’nin şiirini kirlerimize göre değiştirsek ne olur?

Susarsan yıkılır bu kent, kirlerim de gider
Bir çocuk gibi uzanırım gözlerinin içine
Adres bu, kimsesizlik ne demek
Ceviz yeşili olurdu bütün duygular
Kir midir yalnızlık, durmadan kalabalık olurdun
Güler miydik sen bir şarkıda diretirken

Susarsan kim okşar notaları
Kelimeler kimle barışır gece olunca

Hikâyeni düşünüyorum şimdi ve duygularını
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
İçimdeki caddelere adımlarını ekliyorum, susuyorsun
Kendime sığınıyorum ve ayak seslerine
Dudakların kalabalığın mahşeri oluyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma, susuyorsun

Unut selamı saygıyı yürümeyi ve sokakları
Belki seninle değişir tüm hurafeler
Geriye siyah bir renk kalır,
Konuşan, konuştukça dilenen saçlar
Tadını bilmediğimiz hisler kalır yalnız
Yalnızlığımıza alırız onları, kirletiriz.
Çıplak bir sandalyeyi giydiren bir kadınız her akşam

Susarsan Bağdat peçeli bir kadın olur acılarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Burnu akan çocuklar olur dokunduğun aşklarda
Kendini sıkıştırmaya çabaladığın çerçeveler
Ve duvara bir çivi çakılıyor tüm kadın parmaklarıyla
Fotoğraflar çerçeveler yerine kadın günahları
Ve bana aşk anlatılıyor tüm susuşlarında
Gel-gitler yalpalamalar yerine aşk hikayeleri
Bir lili marlen türküsü bir zagrep radyosu şimdi uzak
İşgali ve devrimi hatırlatıyor çarpan kalplere


Susarsan yıkılır bu kent kirler de ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde

Şiirin ağzını burnunu büktük kendi emellerimiz için.
Lakin, “susma” kelimesinin geçtiği dizeleri bozmadım.
Bozamaya kıyamadığım bir dize daha var:
“Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın”






Cevaplar:

www.yenialevihareketi.com